Sürekli Söz Kesmek Unutulma Korkusu ve Görülme Telaşı

Sürekli Söz Kesmek: Unutulma Korkusu ve Görülme Telaşı

Evin içinde veya bir misafirlikte iki yetişkin sohbet etmeye başladığı an, görünmez bir zaman sayacı işlemeye başlar. Çok geçmeden, henüz cümlenin ortasındayken bir çocuk sesi yükselir, yetişkinin kolu çekiştirilir veya anlatılan konuyla tamamen ilgisiz bir soru araya girer: “Anne bak ne yaptım!”, “Baba beni dinle!” Yetişkin tekrar sohbetine dönmeye çalıştığında ise çocuğun sesi daha da yükselir, tepkisi daha da ısrarcı bir hal alabilir.

Toplumsal algıda ve yetişkinlerin sabrının tükendiği anlarda bu durum sıklıkla “saygısızlık”, “sınır tanımamak”, “sabırsızlık” ya da “dikkat çekmeye çalışmak” olarak yorumlanma eğilimindedir. Çocuğa hemen sırasını beklemesi gerektiği, büyüklerin sözünün kesilmeyeceği öğretilmeye çalışılır. Oysa dikkat sorunları ile dünyayı algılayan, zihnindeki hızlı akışla ve duygusal dalgalanmalarla baş etmeye çalışan bir çocuğun iç dünyasına klinik bir mercekle yaklaştığımızda; bu ısrarlı araya girme eyleminin altında basit bir kuralsızlıktan ziyade, derin bir görülme ihtiyacı ve ebeveynin zihninden silinme korkusu yatıyor olabilir.

Uçup Giden Düşünceler ve Zihnin Önlenemez Hızı

Dikkat ve dürtü kontrolünde zorluk yaşayan çocukların zihni, adeta binlerce düşüncenin aynı anda uçuştuğu son derece hızlı bir alan gibidir. Bir düşünce ya da anlatılmak istenen bir detay zihne düştüğünde, bu zihinsel kıvılcım çok güçlü ve yakıcı bir canlılıkla hissedilir. Ancak aynı zamanda, o düşüncenin birkaç saniye içinde uçup gideceği, bir daha asla hatırlanamayacağı yönünde de güçlü bir içsel kaygı yaşanabilir.

Çocuk, o an zihninde beliren şeyi hemen söylemezse, o düşüncenin sonsuza dek kaybolacağına inanabilir. “Şimdi söylemezsem unutacağım” telaşı, nörolojik ve ruhsal olarak ertelenmesi son derece güç bir baskı yaratabilir. Bu durumda çocuğun söze girmesi, yetişkine karşı bir saygısızlık niyeti taşımaktan ziyade; kendi zihninde tutmakta zorlandığı bir fikri kaybetmeme, o anki içsel heyecanını sözel alana dökerek kendini güvenceye alma çabası olarak değerlendirilebilir.

Ebeveynin Zihninden Silinme Kaygısı ve Görülme İhtiyacı

Psikanalitik açıdan bakıldığında, ebeveynin dikkatinin başka bir yetişkine yönelmesi, çocuk için sadece bir zaman kaybı değildir. Çocuğun kırılgan ruhsal dünyasında, ebeveynin ilgisinin bir başkasına kayması, anlık da olsa o zihinsel “kapsanma” ve “görülme” alanından düşme riski gibi algılanabilir.

Çocuk, ebeveyninin gözlerindeki o aynalanmayı (görülmeyi) kaybettiğinde; içsel dünyasında varlığının silikleştiği, unutulduğu veya dışlandığı hissine kapılabilir. Ebeveynin başka birisiyle kurduğu o derin iletişim, çocuğun zihninde “Şu an onun dünyasında bana yer yok” şeklinde yorumlanabilir. Dolayısıyla araya girme, söze müdahale etme veya ebeveynin dikkatini ısrarla kendi üzerine çekme çabası; “Ben hala buradayım, lütfen beni zihninde tutmaya devam et” çığlığının sözel bir dışavurumu gibi okunabilir. Çocuk, ebeveynin zihnindeki yerini sağlamlaştırmak ve varlığını yeniden tescil ettirmek için o iletişimi kesmek zorunda hissettiğini deneyimleyebilir.

Sabırsızlığın Altındaki Utanç ve Yetersizlik Hissi

Çocuk söz kestiğinde yetişkinlerden gelen “Sıranı bekle!”, “Lütfen büyükler konuşurken araya girme!” şeklindeki sert ve uyarıcı tepkiler, çocuğun o anki içsel kaygısını yatıştırmak yerine daha da derinleştirebilir. Çocuğun ruhsal radarları, yetişkinin sesindeki o öfkeyi ve tahammülsüzlüğü anında yakalar.

Bu durum, çocukta zaten var olan “Ben fazla geliyorum”, “Ben uyum sağlayamıyorum” ya da “Yine yanlış bir şey yaptım” şeklindeki yetersizlik ve utanç duygularını tetikleyebilir. Utanç hisseden ve anlaşılamadığını düşünen zihin, daha da kaygılanabilir. Kaygı yükseldikçe dürtüsellik artabilir ve çocuk sakinleşmek yerine ebeveynin dikkatini çekmek için daha da taşkın ya da ısrarcı davranışlara yönelinebilir. Böylesi bir kısırdöngü, hem ebeveynin tükenmişliğini artırabilir hem de çocuğun kendisini güvende hissetmesini zorlaştırabilir.

Görünme Telaşına Şefkatle ve Sınırla Eşlik Edebilmek

Çocuğun bu derin ihtiyacını anlamak, onun her söz kestiğinde sohbeti bırakıp tamamen ona odaklanmak anlamına gelmeyebilir. Çocuğa sınırsız bir alan açmak, onun krizlerini veya kaygısını azaltmaz; aksine belirsizlik hissini büyütebilir. İhtiyaç duyulan şey, ebeveynin kendi sakinliğini koruyarak hem sınır koyabilmesi hem de çocuğun o görülme ihtiyacını temassız bırakmamasıdır.

Yetişkinlerin sohbeti esnasında çocuk araya girdiğinde, sözel olarak onu sertçe azarlamak yerine fiziksel ve duyusal bir köprü kurmak etkili bir yaklaşım olabilir. Ebeveynin konuşmaya devam ederken elini sakince çocuğun omzuna koyması, elini tutması veya hafifçe okşaması; çocuğa sağ beyinden sağ beyine şu sessiz mesajı iletebilir: “Şu an birisiyle konuşuyorum ama senin burada olduğunu biliyorum, seni zihnimde tutuyorum ve güvendesin.”

Bu bedensel temas, çocuğun zihnindeki “silindim” anksiyetesini yatıştırmaya yardımcı olabilir. Sohbet uygun bir duraklamaya geldiğinde ise; “Bana bir şey anlatmak için sabırsızlandığını fark ettim, aklındakini unutmaktan korkmuş olabilirsin. Şimdi seni dinliyorum” diyerek bir alan açmak, çocuğun hem sınır kavramını deneyimlemesine hem de varlığının değer gördüğünü hissetmesine katkı sağlayabilir.

Çocuğun o telaşlı, zaman zaman yorucu olan araya girme halleri; bir saygısızlık göstergesinden ziyade, ebeveynin güvenli kucağında ve zihninde bir yer bulma arayışı olarak görülebilir. Bu arayış şefkatle, temasla ve sakince tutulan sınırlarla karşılandığında; çocuk zamanla kendi içsel bekleyebilme kapasitesini inşa edecek ve unutulma korkusunun yerini sarsılmaz bir güvende hissetme duygusuna bırakacaktır.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular