Bir çocuğun gün içinde yetişkinlerle, özellikle de anne babasıyla göz göze geldiği o kısacık anları zihnimizde usulca bir canlandıralım. Sıradan bir akışın içinde bu bakışlar genellikle sevgi dolu bir bağ kurma veya sessiz bir onaylanma aracıdır. Ancak dikkat sorunları ile dünyayı algılamaya, o hızlı ve kaotik zihniyle hayata tutunmaya çalışan bir çocuk için ebeveynin gözleri çoğu zaman çok daha ağır, karanlık ve yargılayıcı bir anlam taşır.
Çünkü o gözler genellikle bir hata yapıldığında, bir eşya unutulduğunda, ödevin başına oturulmadığında veya bir kural ihlal edildiğinde çocuğun üzerine çevrilir. Bakışlara genellikle derin bir iç çekiş, çatılmış kaşlar ve gizlenemeyen bir hayal kırıklığı eşlik eder. Çocuğun gün boyunca maruz kaldığı bu denetleyici ve düzeltici bakışlar, onun ruhsal dünyasında kelimelerin açabileceği yaralardan çok daha derin bir tahribat yaratır. Oysa böylesine kırılgan ve kendi içinde zaten paramparça olmuş bir ruhsal aygıtın, sürekli düzeltilmekten çok daha acil ve hayati bir şeye ihtiyacı vardır: Sadece olduğu gibi, şefkatle ve yargısızca görülmeye.
Ruhun İnşası ve Aynalanma İhtiyacı
İnsanın kendi benliğini, değerini ve dünyadaki yerini nasıl inşa ettiğini anlamak için psikanalizin en zarif kavramlarından biri olan aynalanma sürecine bakmamız gerekir. Ünlü kuramcı Heinz Kohut, bir çocuğun kendi varoluşsal bütünlüğünü ancak kendisine sevgiyle, gururla ve hayranlıkla bakan bir ebeveynin gözlerinde görebileceğini söyler. Annenin veya babanın gözündeki o sıcak ışıltı, çocuğun ruhuna sen varsın, sen değerlisin ve sen bu halinle bütünsün mesajını kazır. Çocuk, o gözlerdeki yansımaya bakarak kendi benliğini usulca bir araya getirir.
Fakat dikkat sorunları yaşayan bir çocuğun aynası, çoğu zaman ebeveynin taşıdığı o devasa kaygılar, gelecek korkuları ve bitmek bilmeyen düzeltme çabaları nedeniyle daha ilk yıllardan itibaren puslanır. Çocuk ebeveyninin gözlerine baktığında orada kendi varoluşunun coşkusunu değil; bir türlü çözülemeyen bir sorunu, düzeltilmesi gereken bir hatayı ve yorgun bir tahammülsüzlüğü görür. Aynada sürekli kendi kusurlarıyla ve eksiklikleriyle karşılaşan çocuk, iç dünyasında çok acı verici bir sonuca varır: Ben sevilmeye layık değilim, ben özümde hatalı bir varlığım. Bu kusurluluk inancı, çocuğun benlik algısını adeta paramparça eder. Kendi gözündeki değerini kaybeden çocuk, dünyayla olan tüm bağını utanç ve yetersizlik üzerinden kurmaya başlar.
Bir Denetim Aracı Olarak Göz Teması
Bu parçalanmışlık hissinin üzerine bir de yetişkin dünyasının göz temasını bir otorite ve kontrol silahı olarak kullanması eklenir. Evde veya okulda bir sorun yaşandığında, yetişkinin ilk kurduğu cümle genellikle gözümün içine bakarak dinle veya ben konuşurken bana bak olur. Dikkat sorunları yaşayan, o an zaten içsel bir utançla ve kaygıyla boğuşan çocuk için bu talep, ruhsal bir işkencedir.
Çocuk göz temasından kaçar, bakışlarını yere indirir veya uzaklara dalar. Yetişkin bunu bir saygısızlık, dinlememe veya umursamazlık olarak yorumlayıp daha çok öfkelenir. Oysa çocuğun o an gözlerini kaçırmasının nedeni dikkatsizlik değil, dayanamadığı o ağır utanç duygusudur. Ebeveynin veya öğretmenin o anki bakışı, çocuğu kapsayan güvenli bir liman değil; onun tüm kusurlarını aydınlatan, onu köşeye sıkıştıran ve ruhunu yakan devasa bir spot ışığıdır. Utanç içindeki bir zihin, o yakan bakışların altında duramaz; kendi kırılgan benliğini korumak için bakışlarını kaçırarak o ortamdan ruhsal olarak firar eder. Göz teması, bağ kurmanın değil, çocuğun ruhsal sınırlarının ihlal edilmesinin bir aracına dönüşmüştür.
Kelimelerin Sustuğu Yerde Şefkatin Konuşması
Parçalanmış bir benliği yeniden bir araya getirmenin, o zedelenmiş özgüveni usulca onarmanın yolu çocuğa uzun nutuklar çekmekten, ona dürüstlük veya sorumluluk dersleri vermekten geçmez. İyileşme, ebeveynin o düzeltici, denetleyici ve kaygılı bakışlarını usulca yere bırakıp; yerine talepsiz, sıcak ve koşulsuz bir şefkat bakışı yerleştirebilmesiyle başlar.
Bunun en güçlü anları, çocuğun hiçbir şey “yapmadığı”, bir performans sergilemediği, sadece “var olduğu” anlarda gizlidir. Çocuk yerde sessizce kendi oyuncağıyla oynarken, televizyona dalmışken veya gece yatağında uyurken ebeveynin durup ona sadece sevgiyle bakması, ruhsal onarımın ta kendisidir. Çocuk başını aniden kaldırdığında ve ebeveyninin gözlerinde o sıcak, hiçbir şey talep etmeyen, sadece onun orada olmasından duyulan o derin memnuniyeti yakaladığında zaman durur. O bir saniyelik sessiz bakışma, çocuğun ruhuna binlerce kelimenin yapamayacağı bir şifa sunar. O an ebeveynin gözleri, çocuğa bugün ne kadar hata yapmış olursan ol, eşyalarını ne kadar kaybetmiş veya masada ne kadar kıpırdanmış olursan ol; sen benim gözümde hala tam, bütün ve dünyadaki en değerli şeysin demektedir.
Yargısız Bakışın Kapsayıcı Gücü
Bu şefkatli aynalanma ihtiyacı, özellikle fırtınalı kriz anlarında hayati bir önem taşır. Çocuk bir öfke nöbeti geçirirken, yapamadığı bir ödevin başında ağlarken veya büyük bir hata yapıp utanç içinde kıvranırken, ebeveynin ona nasıl baktığı her şeyi belirler. Ebeveynin gözlerinde o an öfke, küçümseme veya acıma varsa, çocuğun ruhsal çöküşü hızlanır.
Ancak ebeveyn o krizin tam ortasında çocuğun gözlerinin içine korkmadan, sarsılmadan ve son derece şefkatli bir şekilde bakabildiğinde mucizevi bir şey olur. O yargısız ve kapsayıcı bakış, çocuğun içindeki o kaotik ve korkutucu duyguyu adeta bir sünger gibi emer. Çocuk, kendi içindeki o yıkıcı fırtınanın ebeveyninin gözlerindeki sevgiyi yok etmediğini görür. Ben en çirkin, en kontrolsüz ve en başarısız halimle bile bu gözlerde kabul buluyorum inancı, o paramparça olmuş benlik parçalarını güçlü bir yapıştırıcı gibi usulca birbirine tutturur.
Bir çocuğun dünyayı güvenli bir yer olarak algılaması ve kendi içsel hızını ehlileştirebilmesi, önce ebeveyninin gözlerinde güvende hissetmesiyle mümkündür. Sürekli düzeltilmekten, eksik bulunmaktan ve yönetilmekten yorgun düşmüş o ruh; ancak kendisinden hiçbir şey talep etmeyen, onu olduğu o dağınık ve coşkulu haliyle kucaklayan sıcak bir bakışın içinde dinlenebilir. Ebeveynin yargısızca, sadece sevgiyle ve derinden sunduğu o bir anlık göz teması, çocuğun ömür boyu sırtını yaslayacağı en sağlam ruhsal evdir.




