Evin içinde aniden kopan o tanıdık feryat… Televizyonun kapatıldığı veya tabletin elden alındığı o ilk saniyede çocuğun yüzüne yerleşen o büyük panik hali. Odanın içinde ne yapacağını bilemez halde dolanan, bütün oyuncaklarını önüne yığdığınız halde hiçbirine dokunmayan ve evin duvarlarında yankılanan o bitmek bilmeyen canım sıkılıyor isyanı. Yetişkinler bu durumu genellikle şımarıklık, doyumsuzluk veya teknoloji bağımlılığı olarak yorumlayıp çocuğu nankörlükle suçlamaya eğilimlidir. Odan oyuncak dolu, nasıl sıkılabilirsin şeklindeki sitemler, çocuğun o anki ruhsal gerçekliğine tamamen teğet geçer. Çünkü çocuğun yaşadığı o derin huzursuzluk, yapacak bir şey bulamamasından değil; dışarıdan gelen o oyalayıcı uyaranlar kesildiğinde, kendi zihninin içindeki o karanlık ve ürkütücü boşlukla aniden baş başa kalmasından kaynaklanır.
Zihnin İçindeki Kaos ve Uyuşturan Ekranlar
Dikkat bozukluğu ile dünyayı algılayan bir zihin, doğası gereği sessiz ve dingin bir yer değildir. İçeride sürekli uçuşan düşünceler, yönünü bulamayan dürtüler ve dış dünyada yaşanan başarısızlıkların yarattığı ağır bir kaygı bulutu vardır. Ekranlar, tabletler veya sonu gelmeyen video akışları, bu çocuklar için sadece bir eğlence aracı değil, zihnin içindeki o gürültülü kaosu susturan çok güçlü birer ruhsal uyuşturucudur.
Ekran karşısında çocuk düşünmek, planlamak veya kendi duygularıyla yüzleşmek zorunda kalmaz. Dışarıdan sel gibi akan o hazır görüntüler, çocuğun zihnini pasif bir şekilde işgal eder ve onu kendi iç dünyasının o yorucu ağırlığından kurtarır. Ekran kapandığı an, o uyuşturucu etki aniden ortadan kalkar. Çocuğun hissettiği o devasa sıkıntı ve öfke krizi, aslında oyunun bitmesine duyulan bir üzüntü değil, zihnin içindeki o tekinsiz sessizliğe ve ruhsal boşluğa karşı verilen çaresiz bir hayatta kalma savaşıdır.
Kendine Tahammül Edememe ve Dışsal Kurtarıcı Arayışı
Psikanalitik açıdan sıkılma kapasitesi, ruhsal olgunluğun çok önemli bir göstergesidir. Sağlıklı bir gelişim sürecinde çocuk, kendi iç dünyasında güvenle durabilmeyi, dışarıdan hiçbir uyaran gelmese bile kendi kendine yetebilmeyi öğrenir. Ancak dikkat sorunları yaşayan ve sürekli eylem halinde olmaya alışmış bir ruhsal aygıt, durma eylemini büyük bir tehdit olarak algılar.
Durmak, düşüncelerin yüzeye çıkmasına ve o bastırılmış yetersizlik duygularının hissedilmesine neden olur. Bu yüzden çocuk sürekli dışarıdan bir kurtarıcı bekler. Anne veya babasının ona yeni bir oyun kurmasını, onu eğlendirmesini veya ona yeni bir uyaran sunmasını talep eder. Canım sıkılıyor çığlığı, aslında benim içimde başa çıkamadığım korkunç bir boşluk var, lütfen gelip beni kendi zihnimden kurtar şeklinde atılmış sessiz bir imdat çağrısıdır. Çocuk o boşluğun içine düşmekten o kadar korkar ki, kendini sürekli yeni bir eylemin, yeni bir talebin içine atarak o boşluğun üzerini örtmeye çalışır.
Yaratıcılığın Doğduğu O Karanlık Vadi
Ebeveynlerin en büyük yanılgısı, çocuğun can sıkıntısını derhal çözülmesi gereken acil bir sorun olarak görmeleridir. Çocuk isyan ettiğinde paniğe kapılan ebeveynler, derhal seçenekler sunmaya, onu eğlendirmeye veya eline yeni bir oyuncak tutuşturmaya çalışırlar. Oysa can sıkıntısı, ruhsal bir hastalık veya ebeveynlik başarısızlığı değildir. Tam tersine, çocuğun kendi iç sesini duyabilmesi ve gerçek yaratıcılığını keşfedebilmesi için geçmek zorunda olduğu karanlık ama çok bereketli bir vadidir.
Çocuğun kendi dürtülerini yönlendirebilmesi, hayal kurabilmesi ve kendi arzularını inşa edebilmesi için o boşluğa, o sessizliğe ve o tahammül etmesi zor sıkıntı hissine ihtiyacı vardır. Ebeveyn her defasında o boşluğu dışarıdan bir şeylerle doldurduğunda, çocuğun kendi içsel kaynaklarına ulaşmasını tamamen engeller. Sürekli eğlendirilen ve oyalanan çocuk, kendi ruhunun derinliklerine inmeyi, oradaki cevheri çıkarıp kendine ait bir oyun kurmayı asla öğrenemez.
Boşluğun İçinde Şefkatle Durabilmek
Bu bitmek bilmeyen can sıkıntısı krizlerini iyileştirmenin yolu, çocuğa sürekli yeni aktiviteler bulmak değil; onun o sıkıntının içinde güvenle kalabilmesine şefkatle eşlik etmektir. Ekran kapandığında ve çocuk büyük bir fırtına kopardığında, ebeveynin görevi bir animatör gibi onu eğlendirmek olmamalıdır.
Çocuğun yanına oturup, şu an hiçbir şey yapmak istememeni anlıyorum, canının sıkılması çok doğal diyerek o boşluğun korkulacak bir şey olmadığını hissettirmek en büyük iyileştirici adımdır. Ebeveyn o an çocuğu kendi haline bırakabilme cesaretini gösterdiğinde ve kendi kaygısını yatıştırdığında, o karanlık vadi usulca aydınlanmaya başlar. Sıkıntının en dibine vuran, dışarıdan hiçbir kurtarıcının gelmeyeceğini anlayan çocuk, yavaş yavaş etrafına bakınmaya başlar. Eline bir kağıt alır, eski bir oyuncakla farklı bir bağ kurar veya sadece kendi kendine bir hikaye mırıldanmaya başlar. İşte o an, çocuğun kendi zihninin içindeki o korkutucu boşlukla barıştığı, kendi iç dünyasına güvenle demir attığı o muazzam ve özgürleştirici andır. Can sıkıntısını şefkatle kapsamak, çocuğa kendi ruhunu kendi elleriyle inşa etme fırsatını vermektir.





