Her sınıfta o çocuğu mutlaka tanırsınız. Öğretmen tam önemli bir konuyu anlatırken arka sıralardan aniden bir ses yükselir, absürt bir espri patlatılır ve bütün sınıf kahkahalara boğulur. Öğretmenin öfkeli bakışları ve uyarıları onun umurunda değilmiş gibi görünür; yüzünde umursamaz, hafif alaycı ve kendinden emin bir gülümseme vardır. Dışarıdan bakıldığında bu çocuk; dersi sabote eden, potansiyelini bilerek harcayan, kuralları hiçe sayan neşeli bir isyankardır. Sınıf arkadaşları onu çok sever, etrafı her zaman kalabalıktır. Ancak bu gürültülü kahkahaların, o popülerliğin ve bitmek bilmeyen esprilerin ardındaki ruhsal dünyaya şefkatle eğildiğimizde, orada neşeden çok derin bir korku buluruz. O komik ve umursamaz tavır, aslında akademik yetersizlikle yüzleşmekten ve dışlanmaktan ölesiye korkan kırılgan bir zihnin kendi elleriyle ördüğü en acı verici, en trajik maskedir.
Aptal Görünmektense Yaramaz Görünmeyi Seçmek
Dikkat sorunları ile okul hayatına tutunmaya çalışan bir çocuk için sınıf ortamı, her saniye başarısızlık riski taşıyan mayınlı bir arazidir. Tahtadaki yazıları takip edememek, sorulan soruya yanlış cevap vermek veya basit bir işlemi anlayamamak, çocuğun iç dünyasında devasa bir utanç yaratır. İnsan ruhu, başkalarının gözünde aptal, yetersiz veya yavaş görünme acısına katlanamaz.
Çocuk, zedelenen özgüvenini korumak için bilinçdışı bir karar alır ve bir savunma mekanizması geliştirir. Dersi anlamadığı veya odaklanamadığı için başarısız olmak yerine, dersi dinlemediği ve espri yaptığı için başarısız olmayı seçer. Tembel veya anlama güçlüğü çeken biri olarak etiketlenmektense, sınıfın eğlendiricisi, yaramazı veya umursamazı olarak etiketlenmek ruhsal olarak çok daha güvenlidir. Çünkü yaramazlık veya komiklik çocuğun kendi seçimidir; oysa dikkat dağınıklığı onun kontrolü dışındadır. Çocuk, en derinlerindeki o zayıflığı gizlemek için tüm potansiyelini feda ederek kendi kendini acımasızca sabote eder.
Kontrol İllüzyonu ve Yargıları Kendi Üzerine Çekmek
Sınıfın eğlendiricisi rolü, çocuğa muazzam bir kontrol illüzyonu sağlar. Kendi iç dünyasındaki kaosu, dikkatini toplayamamanın verdiği o ağır çaresizliği yönetemeyen çocuk; sınıfı güldürerek dış dünyayı yönetmeye başlar. Herkesin dikkati dağıldığında, öğretmenin sinirleri bozulduğunda ve tüm gözler ona çevrildiğinde, çocuk artık o çaresiz ve eksik öğrenci değildir; o an o odadaki en güçlü ve sınırları çizen kişidir.
Gelecek olan eleştirinin veya cezanın nedenini bizzat kendisi belirlemiş olur. Öğretmen ona kapasitesi yetmediği için değil, dersi bilerek böldüğü için kızmaktadır. Bu yer değiştirme, çocuğun içindeki o yakıcı yetersizlik korkusunu usulca dindirir. Kendi isteğiyle espri yapıp komik duruma düşmek, elinden geleni yaptığı halde başarısız olup acınası duruma düşmekten her zaman daha katlanılabilirdir.
Sahte Bir Aidiyet ve Sevilme Telaşı
Her çocuğun akranları tarafından kabul edilmeye ve bir gruba ait olmaya derin bir ihtiyacı vardır. Dikkat sorunları yaşayan, kurallara uymakta zorlanan ve çoğu zaman arkadaşlık ilişkilerinde dışlanan çocuk; o gruba dahil olabilmenin tek yolunun onları eğlendirmek olduğuna inanır. Sınıf arkadaşlarının attığı her kahkaha, çocuğun ruhsal alıcılarında bir onaylanma ve sevilme mesajı olarak kodlanır.
Ancak bu sevgi illüzyonu çok acımasız bir tuzaktır. Çocuk, sadece başkalarını eğlendirdiği, tuhaf davrandığı ve o maskeyi taktığı sürece o grubun bir parçası olabileceğini hisseder. Kendi gerçek duygularıyla, hüznüyle, yorgunluğuyla veya başarısızlıklarıyla o kalabalığın içinde asla var olamaz. Çevresi arkadaşlarıyla doludur ama o, dünyanın en kalabalık yalnızlığını yaşar. Maskesi sevildikçe ve o kahkahalar yükseldikçe, kendi gerçek benliğinin asla kabul görmeyeceği inancı ruhuna adeta kazınır.
Kahkahaların Ardındaki Kırılgan Çocuğu Görmek
Bu tüketici döngüyü kırmak, çocuğu yaptığı espriler yüzünden daha çok cezalandırmakla, onu sıranın en arkasına tek başına oturtmakla veya ciddiyetsizlikle suçlamakla mümkün olmaz. Sınıfın ortasında herkesi güldüren o gürültülü çocuğa sadece kuralları dikte etmek, onun takmak zorunda hissettiği o maskeyi daha da kalınlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Yetişkinlerin, öğretmenlerin ve ebeveynlerin yapması gereken en kıymetli şey, o alaycı ve komik maskenin ardında tir tir titreyen, başarısız olmaktan ve sevilmemekten ölesiye korkan o kırılgan çocuğu görebilmektir. Çocuğa, sadece başkalarını güldürdüğünde veya olay çıkardığında değil; sessiz kaldığında, hata yaptığında ve zorlandığında da değerli olduğu, o gruba ait olduğu hissettirilmelidir.
Onunla kurulacak iletişim, kalabalığın önünde onu utandıran uyarılarla değil; baş başa kalındığında asıl potansiyelini gördüğümüzü hissettiren sahici bir bağla olmalıdır. Senin espri yapmaya veya sınıfı eğlendirmeye ihtiyacın yok, ben senin zaten ne kadar zeki ve sevilmeye değer olduğunu biliyorum şeklindeki şefkatli bir yaklaşım, o maskenin yavaş yavaş erimesini sağlar. Kendi gerçekliğinin, zorluklarının ve saf varoluşunun dışlanmadan kabul gördüğünü hisseden bir çocuk; sevilmek için bir daha asla kendini sınıfın palyaçosuna dönüştürmek, o parlak potansiyelini feda etmek zorunda kalmaz.





