Hayır Kelimesine Duyulan Büyük Öfke Sınırların Reddedilişi

Hayır Kelimesine Duyulan Büyük Öfke: Sınırların Reddedilişi

Marketin ortasında, bir oyuncak mağazasında veya akşam yemeğinden hemen önce evde sıradan bir an… Çocuğun çok istediği bir şeye ebeveynin sakince ve son derece haklı bir gerekçeyle hayır demesiyle kopan o devasa kıyamet. Ağlama krizleri, yeri yumruklamalar, nefes kesilene kadar atılan çığlıklar ve bitmek bilmeyen bir öfke nöbeti. Dışarıdan bakan bir göz için bu tablo son derece nettir: İstediği yapılmadığı için ortalığı birbirine katan, sınır tanımayan şımarık bir çocuk ve otorite kuramayan yetersiz bir ebeveyn.

Oysa dikkat sorunları yaşayan ve zihninin içindeki hızı kontrol edemeyen bir çocuğun ruhsal aygıtına yakından baktığımızda, o krizin basit bir istediğini elde edememe şımarıklığı olmadığını görürüz. O devasa öfke, iç dünyası zaten kaotik olan bir zihnin, dışarıdan gelen o katı sınır duvarına saatte yüz kilometre hızla çarpmasının yarattığı ruhsal bir şok ve derin bir varoluşsal çaresizliktir.

Dürtünün Hızı ve Katı Bir Duvar Olarak Sınırlar

Sağlıklı gelişen bir zihinde, bir arzu ile o arzuyu eyleme dökme arasında küçük bir bekleme odası vardır. Çocuk bir şey ister, ebeveynin tepkisini ölçer, hayır cevabını aldığında kısa bir hayal kırıklığı yaşar ve ardından zihni o engellenmeyi sindirip başka bir yöne kayar. Ancak dikkat sorunları yaşayan bir çocuğun zihninde bu bekleme odası henüz tam olarak inşa edilememiştir. Bir arzu doğduğu an, tüm bedeni ve zihni o arzuyla kaplanır. İstek, artık bir tercih değil, hayatta kalmak kadar acil bir zorunluluk haline gelir.

İşte tam bu noktada, o arzu bütün hızıyla hedefe doğru koşarken ebeveynin ağzından çıkan hayır kelimesi, çocuğun zihninde aniden beliren kalın bir beton duvara dönüşür. Fren mekanizması zayıf olan bu ruhsal aygıt, o duvara bütün şiddetiyle çarpar. Yaşanan o büyük öfke patlaması, bilerek yapılan bir inatlaşma değil; zihnin o ani duruşun yarattığı fiziksel ve ruhsal acıyı, o muazzam engellenme hissini o an tolere edememesinin çaresiz bir sonucudur.

Sınırı Değil, Reddedilişi Duymak

İnsan ruhu için sınırlandırılmak her zaman rahatsız edicidir, ancak dikkat bozukluğu olan bir çocuk için bu durum çok daha derin bir yaralanma yaratır. Gün boyunca okulda, sokakta veya evde sürekli kuralları ihlal ettiği için uyarılıp düzeltilen, etrafındaki dünyaya uyum sağlamakta zorlanan bu çocukların özgüveni zaten pamuk ipliğine bağlıdır.

Ebeveyn hayır, şimdi bunu yapamazsın dediğinde, çocuk o cümlenin arkasındaki mantıklı gerekçeyi duymaz. Çocuğun kırılgan ruhsal alıcıları bu cümleyi doğrudan kendi varlığına yapılmış bir saldırı olarak çevirir: Benim arzularım yanlış. Ben hatalıyım. Annem ve babam beni reddediyor, beni sevmiyor. Çocuğun kopardığı o fırtına, o anki oyuncaktan veya yiyecekten mahrum kalmasına değil; en derinde hissettiği o korkunç sevilmeme ve istenmeme duygusunadır. Öfke, o an çocuğu bu dayanılmaz reddediliş acısından korumak için hızla devreye giren sahte ama çok gürültülü bir kalkandır.

Kontrolsüzlüğün Ortasında Çaresiz Bir İsyan

Dikkat sorunları yaşayan çocukların iç dünyası her an şekil değiştiren, yönü belirsiz ve kaotik bir okyanus gibidir. Kendi düşüncelerini, duygularını ve zaman algısını yönetemeyen çocuk, içerideki bu mutlak kontrolsüzlük hissini bastırabilmek için umutsuzca dış dünyayı kontrol etmeye çalışır. Kuralları kendisi koymak ister, nesnelerin ve insanların kendi istediği gibi hareket etmesini talep eder.

Ebeveynin söylediği hayır kelimesi, çocuğun kurduğu bu hassas kontrol illüzyonunu aniden paramparça eder. Çocuk, dünyayı ve ebeveynini yönetemediği gerçeğiyle, yani o içsel çaresizliğiyle acı bir şekilde yüzleşmek zorunda kalır. Çıkan o devasa kriz, aslında hayatımın kontrolü bende değil ve bu belirsizlik beni çok korkutuyor çığlığının bedensel bir dışavurumudur. Çocuk kurallarla savaştığını sanır, oysa asıl savaşı kendi içindeki o ürkütücü zayıflık ve başa çıkamadığı hızla baş başa kalmaktır.

Sınırları Eğmeden, Şefkatli Bir Kapsayıcı Olmak

Bu büyük ve yorucu krizlerle başa çıkmanın yolu, çocuk ağlamasın veya etraf rahatsız olmasın diye o hayır kelimesini geri almak, yani sınırları tamamen kaldırmak asla olamaz. Çocuğun isteklerine sürekli boyun eğmek, onun dünyasını daha güvenli yapmaz; aksine ona benim içimdeki bu öfke o kadar yıkıcı ki, annemle babamı bile pes ettirdi mesajını vererek, sınırların olmadığı çok daha korkutucu bir boşluğun içine atar. Diğer yandan, otoriteyi sağlamak adına daha yüksek sesle bağırıp cezalar yağdırmak da çocuğun içindeki o sevilmeme kaygısını derinleştirmekten başka işe yaramaz.

İyileştirici olan, o hayır kelimesinin yarattığı büyük acıya ve engellenme hissine şefkatle eşlik edebilmektir. Ebeveynin kararlı duruşundan taviz vermeden, sadece çocuğun o anki derin hayal kırıklığına bir alan açması gerekir. Kararın değişmeyeceğini bilmek, ancak bu kararın yarattığı öfkenin ebeveyn tarafından kapsandığını hissetmek çocuğun ruhsal aygıtı için en büyük merhemdir. Ebeveynin yargılamadan, sadece sarsılmaz ve şefkatli bir şekilde orada durması, çocuğa öfkesinin dünyayı yıkmadığını gösterir.

Çocuk, arzusu reddedildiğinde bile varlığının reddedilmediğini, en çirkin ve öfkeli anında bile ebeveyninin sevgisini yıkıp yok etmediğini gördükçe o fırtınalar usulca dinmeye başlar. Gerçek ve şefkatli bir sınır, çocuğu hapseden katı bir duvar değil; onun o kaotik zihnini sevgiyle çevreleyen, düşmesini engelleyen ve ona güvende olduğunu hissettiren en sağlam ruhsal yuvadır.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular