Başlamanın Dayanılmaz Ağırlığı Erteleme Davranışının Altındaki Korkular

Başlamanın Dayanılmaz Ağırlığı: Erteleme Davranışının Altındaki Korkular

Bembeyaz ve boş bir sayfa, masanın üzerinde duran açılmamış bir kitap veya mutfaktaki bulaşık yığını… Dışarıdan bakıldığında çözülmesi son derece basit ve sıradan görünen bu görevler, dikkat bozukluğu yaşayan bir zihin için aşılması imkansız, devasa dağlara dönüşebilir. Çevredeki insanlar için bu durum çoğu zaman anlaşılamazdır. Sadece oturup başlayacaksın, ne var ki bunda gibi iyi niyetli ama yıkıcı telkinler havada uçuşur. Ebeveynler, eşler veya öğretmenler bu gecikmeyi tembellik, sorumsuzluk veya irade eksikliği olarak yorumlar. Oysa o eylemsizliğin, o donakalma halinin altında bambaşka bir ruhsal savaş verilmektedir.

Ertelemek, zamanı yönetememekle ilgili basit bir planlama hatası değildir. Psikanalitik bir mercekle ruhun derinliklerine baktığımızda ertelemenin, içsel kaygılara, yetersizlik hislerine ve hata yapma korkusuna karşı zihnin geliştirdiği çaresiz bir savunma mekanizması olduğunu görürüz. Bu yazıda, o ilk adımı atmanın neden bu kadar ağır bir yüke dönüştüğünü ve başlama anındaki o dayanılmaz boşluk hissini şefkatli bir dille anlamaya çalışacağız.

Başlama Anındaki O Devasa Boşluk Hissi

Bir işe başlamak, insanın kendi sınırlarını çizdiği güvenli bir alandan çıkıp, belirsizliğin ve kaotik olanın içine adım atması demektir. Dikkat bozukluğu olan zihinler için yapılandırılmamış, sınırları net olmayan her yeni durum büyük bir tehdit algısı yaratır. Masanın başına oturulduğu o ilk saniye, zihnin yüzleştiği şey sadece bir ödev veya proje değil, korkutucu bir boşluktur.

Nereden başlayacağım, nasıl toparlayacağım, ya yapamazsam soruları saniyeler içinde zihni istila eder. Bu boşluk, dikkatini odaklamakta zaten zorlanan bir ruhsal aygıt için adeta içine düşülecek dipsiz bir kuyu gibidir. Başlamak, o kuyunun kenarına gelip aşağıya bakmaktır. Kişi o belirsizliğin içine atlamaktansa, geri çekilmeyi ve kendine daha güvenli, tanıdık, anlık haz veren uyaranlar bulmayı seçer. Telefonu eline almak, aniden evi temizlemeye karar vermek veya saatlerce dışarıyı izlemek; o boşluk hissinden, o büyük belirsizlikten kaçışın en kestirme yoludur.

Hata Yapma Korkusu ve Yetersizlik Hissi

Dikkat bozukluğu ile büyüyen bir bireyin geçmişi, genellikle iyi niyetle başlanmış ama odaklanma sorunu yüzünden yarım kalmış, hatalı yapılmış veya eleştirilmiş girişimlerle doludur. Zihin, bu geçmiş deneyimleri asla unutmaz. Yeni bir göreve başlanacağı zaman, o geçmişteki tüm başarısızlık anıları, tüm o eleştiriler ve utanç duyguları aniden canlanır.

Başlamak, potansiyel olarak yeniden hata yapmayı, yeniden yetersiz hissetmeyi ve yeniden eleştirilmeyi göze almak demektir. Zihin, bu acı verici olasılıkları bertaraf etmek için muazzam bir duvar örer. Eğer hiç başlamazsam, hata da yapmam düşüncesi bilinçdışı bir kalkan olarak devreye girer. Erteleme davranışı, aslında kişinin kendi potansiyelini, değerini ve hayallerini dış dünyanın acımasız yargılarından koruma çabasıdır. Zihnin en derinlerinde yatan korku görevin kendisi değil, o görevin sonucunda kişinin kendi benliğine dair duyacağı o tanıdık ve yıkıcı yetersizlik hissidir.

Kusursuzluk İllüzyonunun Felç Edici Etkisi

Genellikle zıt kavramlar gibi görünse de, erteleme davranışının temelinde çoğu zaman gizli ve acımasız bir mükemmeliyetçilik yatar. Kişi, yapacağı işi zihninde o kadar görkemli, o kadar kusursuz ve büyük bir proje olarak tasarlar ki, gerçekliğe dönüp o işin başına oturduğunda kendi mevcut enerjisinin bu büyük hayali gerçekleştirmeye yetmeyeceğini anlar.

Hayal edilen o harika sonuç ile şu an atılması gereken o küçük ve sıradan adım arasındaki uçurum kişiyi felç eder. İşe başladığında zihnindeki o kusursuz fikrin sıradanlaşacağını, kirleneceğini veya bozulacağını hisseder. Ertelemek, o işi zihinde sonsuza dek kusursuz bir ihtimal olarak yaşatma arzusudur. Birey, eğer zamanım olsaydı mükemmel yapardım ama son ana kaldığı için ancak bu kadar oldu diyebilmek, yani kendi yetersizliğini zaman darlığına bağlayarak ruhsal olarak ayakta kalmak için işi bilinçli olarak son saniyelere bırakır.

Ertelemeyi Şefkatle Anlamak ve O Dağı Aşmak

Erteleme döngüsünü kırmak, zihne zorla emirler yağdırmakla, dışarıdan cezalar vermekle veya iradesizlikle suçlamakla asla mümkün olmaz. Birine neden hala başlamadın diye kızmak, onun zaten başa çıkamadığı o yoğun kaygı dağının üzerine bir de suçluluk kayası eklemekten başka bir işe yaramaz. İyileşme ve eyleme geçme, o eylemsizliğin altındaki dehşeti şefkatle fark etmekle başlar.

Başlamanın o dayanılmaz ağırlığını hafifletmenin yolu, beklentileri radikal bir şekilde küçültmektir. Zihne iki saat boyunca bu masada oturup bu projeyi bitireceksin demek, dikkat bozukluğu olan biri için bir tehdittir. Bunun yerine sadece beş dakika şu dosyaya bakacağım, sadece tek bir cümle yazacağım veya sadece bir bardağı yıkayacağım diyerek o devasa dağı küçücük, tehdit etmeyen çakıl taşlarına ayırmak gerekir.

Ebeveynler, eşler ve bireyin kendisi şunu çok iyi anlamalıdır: Başlamak için motivasyonun gelmesini, içinizin enerjiyle dolmasını veya tamamen kaygısız hissetmeyi beklemek büyük bir yanılgıdır. Motivasyon eylemden önce gelmez, eylemin içindeyken doğar. O korkutucu boşluğun içine atılan titrek, yarım yamalak ve kusurlu o ilk adım, zihne korkulacak bir şey olmadığını gösteren en güçlü şifadır. Önemli olan o işi muazzam bir şekilde bitirmek değil, kendi kaygına ve korkuna rağmen o masaya şefkatle oturabilme cesaretini göstermektir.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular