Sabah uyanıldığı andan gece gözler kapanana kadar evin içinde bitmek bilmeyen bir yankı dolaşır. Çantanı hazırladın mı, dişlerini fırçalamayı unutma, ödevini masada bırakma, suyunu iç, hırkanı giy… Dışarıdan bakıldığında bu tablo, çocuğunun üzerine titreyen, onun başarılı ve sorunsuz bir gün geçirmesi için kendini feda eden son derece ilgili bir ebeveynlik modeli gibi görünür. Özellikle evde dikkat bozukluğu ile yaşamayı öğrenmeye çalışan, sürekli bir şeyleri unutan ve dağılan bir çocuk varsa, ebeveynler kendilerini bu bitmek bilmeyen hatırlatıcı rolüne adeta mecbur hissederler.
Ancak sevgi, koruma ve iyi niyetle örülen bu yoğun ilginin, çocuğun ruhsal dünyasında yarattığı sessiz ve yıkıcı bir bedel vardır. Çocuğunu dış dünyanın eleştirilerinden, okulda yaşayacağı başarısızlıklardan ve hayal kırıklıklarından korumak için onun her adımını kontrol eden ebeveyn, farkında olmadan çocuğun en hayati ruhsal kasını, yani kendi iradesini felç eder.
İçsel Sesin Oluşumuna İzin Vermemek
İnsan psişesinin gelişiminde en önemli kilometre taşlarından biri, çocuğun dışarıdaki otoriteyi yani anne babasının sesini kendi içine alarak içselleştirmesidir. Sağlıklı bir gelişimde çocuk başlangıçta kuralları ebeveyninden duyar, ancak zamanla o dış ses çocuğun kendi zihnine yerleşir. Artık anne babası yanında olmasa bile çocuk kendi kendine durması gerektiği yeri, hatırlaması gereken sorumluluğu o içsel rehberliği sayesinde bulur. Bu içsel sesin inşa edilebilmesi için en temel şart, dışarıdaki ebeveyn sesinin zaman zaman susması ve o içerideki boşluğun çocuğun kendi düşünceleriyle dolmasına izin verilmesidir.
Dikkat bozukluğu olan bir çocuğun ebeveyni, çoğu zaman derin bir kaygıyla hareket eder. Çocuk kendi başına bırakıldığında kesinlikle unutacak, hata yapacak ve zarar görecek korkusu, ebeveyni sürekli tetikte tutar. Bu yüzden ebeveynin sesi evde asla susmaz. Çocuğun kendi zihninde bir şeyleri hatırlamasına, o sorumlulukla yüzleşmesine veya kendi iç sesini duyabilmesine hiç fırsat kalmaz. Çünkü o daha ne yapması gerektiğini düşünmeye başlamadan saniyeler önce, ebeveyni çoktan ona ne yapacağını söylemiş olur. Dışarıdaki bu bitmek bilmeyen hatırlatma bombardımanı, çocuğun kendi içsel otoritesini kurmasını tamamen engeller. Zihin tembelleşir ve benim bir şeyi aklımda tutmama gerek yok, nasıl olsa benim yerime düşünen ve hatırlatan biri var rahatlığına teslim olur.
Sevgi Görünümlü Bir İşgal ve İrade Felci
Bir insanın kendi ayakları üzerinde durabilmesi, kendi eylemlerinin sorumluluğunu alabilmesiyle mümkündür. Dikkat bozukluğu yaşayan bir çocuk zaten kendi dürtülerini, dikkatini ve zamanını yönetmekte zorlanırken, ebeveyninin onun adına her şeyi planlaması durumu çözmez; aksine sorunu kronik bir bağımlılığa dönüştürür.
Çocuğun odasını onun yerine toplayan, unuttuğu ödevi arkasından okula yetiştiren veya çantasını her akşam kendi elleriyle hazırlayan bir ebeveyn, aslında sevgi adı altında çocuğun ruhsal sınırlarını işgal etmektedir. Bu işgal, çocuğun benliğinde derin bir irade felci yaratır. Kendi hayatı üzerinde hiçbir inisiyatif kullanamayan, sürekli ne yapması gerektiği kendisine dikte edilen çocuk, bir süre sonra eyleme geçme motivasyonunu tamamen kaybeder. Motorun çalışması için her zaman dışarıdan birinin anahtarı çevirmesine muhtaç hale gelir. Bu bağımlılık hali, ergenlik ve yetişkinlik yıllarında kişinin kendi hayatını yönlendiremeyen, karar alamayan ve sürekli bir kurtarıcı arayan silik bir karaktere bürünmesinin en büyük nedenidir.
Hata Yapmanın Kutsal Hakkı ve Doğal Sonuçlar
Ebeveynleri çocuklarının her adımını kontrol etmeye iten asıl duygu, çocuğun başarısız olmasını, acı çekmesini veya başkaları tarafından yargılanmasını izlemeye dayanamamaktır. Dikkat bozukluğu olan çocuk zaten okulda veya çevrede yeterince etiketlenmektedir; ebeveyn onu bu acıdan korumak için elinden gelen her şeyi yapar. Ancak burada gözden kaçırılan çok büyük bir hayat gerçeği vardır: İnsan zihni, en kalıcı dersleri nasihatlerle değil, kendi yaptığı hataların doğal sonuçlarını deneyimleyerek öğrenir.
Eğer çocuk akşam çantasını hazırlamayı unutursa ve ebeveyni onu kurtarmak için çantayı hazırlamazsa, çocuk ertesi gün okulda defterinin olmadığını fark eder. O an öğretmeni karşısında yaşayacağı o mahcubiyet, o kısa süreli stres ve sıkıntı, aslında ruhsal bir büyüme anıdır. O duygu, çocuğun zihnine o kadar güçlü kazınır ki, bir sonraki akşam o çantayı hazırlamak için içeriden çok güçlü bir itici güç hisseder. Ancak ebeveyn o çantayı her defasında gizlice hazırladığında, çocuk kendi eyleminin sonucuyla asla yüzleşemez. Çocuğun yaşaması gereken o öğretici kaygıyı ebeveyn kendi omuzlarına alır ve çocuğun o kutsal hata yapma, düşme ve düştüğü yerden kendi çabasıyla kalkma hakkını elinden gasp etmiş olur.
Hatırlatmaların Altındaki Sessiz Mesaj: Yetersizlik
Sürekli arkası toplanan, her adımı yönetilen çocuğun duyduğu sadece o basit komutlar değildir. Çocuğun ruhsal alıcıları, bu yoğun müdahalenin altındaki o tehlikeli ve sessiz mesajı çok net bir şekilde alır ve kaydeder. O mesaj şudur: Sen kendi başına hayatta kalamazsın, sen eksiksin, sen tek başına o kadar beceriksizsin ki ben olmadan en basit işleri bile halledemezsin.
Bu inanç, zaten dış dünyada odaklanma zorlukları nedeniyle zedelenmiş olan özgüveni tamamen paramparça eder. Sürekli hatırlatan anne baba, çocuğa dünyanın tehlikeli bir yer olduğunu ve çocuğun bu tehlikelerle başa çıkacak donanıma sahip olmadığını hissettirir. Birey, bu derin yetersizlik duygusuyla büyüdüğünde kendi potansiyeline asla inanamaz. İş hayatında, romantik ilişkilerinde veya kendi evini yönetirken hep aynı çocuksu çaresizliği yaşar. Kendi kanatlarıyla uçabileceğine inanmayan bir kuşun gökyüzüne bakmaktan vazgeçmesi gibi, çocuk da kendi hayatının sorumluluğunu almaktan vazgeçer.
Kontrolü Usulca Bırakmak ve Düşüşü Kapsamak
Ebeveyn için bu yorucu döngüden çıkmak, çocuğa artık ne halin varsa gör diyerek onu tamamen yalnız bırakmak anlamına gelmez. Gerçek ve şefkatli bir ebeveynlik, kontrolü çocuğun yaşına ve kapasitesine uygun olarak adım adım ona devretmeyi gerektirir. Bu süreçteki asıl zorluk çocuğun unutkanlığıyla baş etmek değil, ebeveynin çocuğunu hata yaparken izlemeye tahammül edebilmesi, kendi kaygısıyla yüzleşebilmesidir.
Dikkat bozukluğu olan bir çocuk için sistemi yavaş yavaş değiştirmek mümkündür. Her şeyi hatırlatmak yerine, basit bir görsel pano hazırlayıp bu akşamki görevlerin burada, yardıma ihtiyacın olursa yanındayım diyerek geri çekilmek gerekir. Çocuk görevlerini unuttuğunda ve o hatanın sonuçlarıyla okulda veya sosyal hayatta yüzleştiğinde, ebeveynin rolü yargıç olmak veya ben sana demiştim diyerek onu ezmek değildir. Ebeveynin görevi, çocuk o düşüşü yaşarken onun yanında durmak, hissettiği hayal kırıklığını şefkatle kapsamak ve bir dahaki sefere bunu nasıl farklı yapabiliriz diyerek ona rehberlik etmektir.
Bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras, kusursuzca işleyen bir günlük rutin değil; hata yaptığında dünyanın sonunun gelmediğini bilen, kendi sorunlarını kendi başına çözebilme cesaretine sahip olan dayanıklı bir benliktir. Ebeveyn o kusursuz kontrol kafesinin kapısını aralayıp çocuğun düşmesine izin verdiğinde, aslında ona kendi ayakları üzerinde doğrulmanın o eşsiz ve özgürleştirici gücünü armağan etmiş olur.





