Kendinden Saklanmak Dikkat Bozukluğu ve Maskelemenin Görünmez Yükü

Kendinden Saklanmak: Dikkat Bozukluğu ve Maskelemenin Görünmez Yükü

Toplum, bireylerden yazılı olmayan ama sınırları çok net çizilmiş kurallara uymasını bekler. Sakin durmak, sırasını beklemek, göz teması kurarak sessizce dinlemek ve duyguları aşırıya kaçmadan yaşamak, bu kabul edilebilir normalin temel taşlarıdır. Ancak zihni sürekli hareket halinde olan, dünyayı çok daha yoğun, hızlı ve duyarlı bir şekilde algılayan biri için bu kurallara uymak, ayağına küçük gelen bir ayakkabıyla maraton koşmaya benzer. Dikkat bozukluğu yaşayan bireyler, daha çocukluk yıllarından itibaren kendi doğal varoluş biçimlerinin dış dünya tarafından yorucu, tuhaf veya hatalı bulunduğunu acı bir şekilde fark ederler. Bu derin reddedilme korkusu, ruhsal aygıtı hayatta kalmak için kusursuz bir savunma mekanizması icat etmeye iter. Psikolojide sahte benlik olarak da adlandırabileceğimiz bu savunma kalkanı, günlük dildeki adıyla maskelemedir.

Bu yazıda, dışarıdan son derece uyumlu, başarılı ve sıradan görünen ama iç dünyasında devasa bir tiyatro sahnesini tek başına oynamak zorunda kalan dikkat bozukluğu profiline, maskelemenin o ağır ve tüketici bedeline yakından bakacağız.

Maskeleme Nedir ve Neden İhtiyaç Duyulur?

İnsanın en temel ruhsal ihtiyacı sevilmek, kabul görmek ve bir gruba ait olmaktır. Dikkat bozukluğu ile büyüyen bir çocuk, kendi içinden geldiği gibi davrandığında yani aniden aklına geleni söylediğinde, çok heyecanlandığında veya dikkatini toparlayamadığında sürekli eleştirildiğini, dışlandığını veya uyarıldığını görür. Tembel, çok konuşan, dikkatsiz veya yaramaz gibi ağır sıfatlar, çocuğun benlik algısında derin yaralar açar. Zihin, bu acı verici eleştirilerden korunmak için kendi özünü saklamaya karar verir.

Maskeleme, kişinin kendi içsel ritmini, dürtülerini ve zorlanmalarını dışarıya yansıtmamak için bilinçli veya yarı bilinçli olarak geliştirdiği devasa bir kamuflaj çabasıdır. Söylenmek istenen sözleri yutmak, kıpır kıpır olan bedeni zorla sandalyeye çivilemek, anlamadığı halde anlıyormuş gibi gülümsemek veya dikkati çoktan dağılmışken karşısındakinin gözünün içine bakarak odaklanmış taklidi yapmaktır. Maskeleme bir yalan söyleme hali değil, ruhsal bir hayatta kalma stratejisidir. Kişi, ben olduğum gibi sevilmeyeceğim, ancak onların istediği gibi görünürsem bu toplumda var olabilirim inancıyla yüzüne o ağır zırhı geçirir.

Sosyal Ortamlarda Normal Görünme Çabası

Yetişkinlik hayatı, toplantılar, iş yemekleri, arkadaş buluşmaları ve aile ziyaretleri gibi uzun süreli sosyal performanslarla doludur. Dikkat bozukluğu olmayan bir zihin için bu ortamlar doğal bir akış içinde, yorulmadan deneyimlenir. Ancak maske takan bir birey için sıradan bir akşam yemeği bile muazzam bir bilişsel mesaidir.

Kişi masada otururken bir yandan sohbeti takip edip uygun tepkiler vermeye çalışır, diğer yandan içindeki o bitmek bilmeyen fırtınayı bastırmak için devasa bir enerji harcar. Şimdi lafa girmemeliyim, çok fazla el kol hareketi yapıyorum hemen ellerimi masanın altına saklamalıyım, karşımdakinin anlattığı detayı kaçırdım ama belli etmemek için başımı sallamalıyım şeklindeki iç sesler, zihni saniyede yüzlerce komutla yorar. Birey sosyal ortamda aslında diğer insanlarla değil, tamamen kendi semptomlarını gizleme çabasıyla etkileşim halindedir. Normal görünmek, kusursuzca oynanması gereken, ezberi çok zor bir roldür. Dışarıdan sakin, esprili ve uyumlu görünen o kişinin içinde, o an küçük bir hata yapma ve gerçek yüzünün ortaya çıkma korkusuyla titreyen, endişeli bir çocuk vardır.

Maskenin Düşmesinin Ardından Gelen Yoğun Tükenmişlik

Bütün gün takılan o ağır maskenin, dış dünyanın beklentilerini karşılamak için harcanan o devasa ruhsal enerjinin elbette çok ağır bir bedeli vardır. Kişi akşam olup da evinin kapısından içeri girdiğinde, o güvenli alana ulaştığı an maske yüzünden düşer. Ve o düşüşün ardından gelen şey basit bir fiziksel yorgunluk değil, tam anlamıyla ruhsal bir çökkünlük ve felç olma halidir.

Dışarıda neşeli, uyumlu ve dikkatli olan kişi, eve adım attığı an aniden içine kapanabilir, en ufak bir sese tahammül edemeyecek kadar asabi birine dönüşebilir veya saatlerce boş bir duvara bakarak öylece kalabilir. Batarya tamamen sıfırlanmıştır. Zihin, gün boyu o kadar çok uyaranı bastırmış ve o kadar büyük bir baskı altında çalışmıştır ki, regüle olmak için mutlak bir sessizliğe ve eylemsizliğe ihtiyaç duyar. Bu durum genellikle aile üyeleri veya partnerler tarafından çok yanlış anlaşılır. Dışarıdaki insanlara gülüyorsun ama bize gelince suratın asılıyor eleştirisi, maskelemenin yarattığı bu yıkıcı yorgunluğun dışarıdan okunamamasından kaynaklanır. Oysa evdeki o tahammülsüzlük ve çöküş hali, bir sevgisizlik göstergesi değil; kişinin artık rol yapamayacak kadar güvende hissetmesinin ve kendi çıplak gerçekliğiyle yığılıp kalmasının sonucudur.

Kendin Olma Cesareti ve Otantik İlişkiler Kurmak

Maskeleme, kişiyi eleştirilerden koruyan güvenli bir sığınak gibi görünse de zamanla o sığınağın kendisi havasız bir hapishaneye dönüşür. Çünkü birini sadece maskesiyle sevdiklerinde, kişi içten içe şu yakıcı şüpheyle boğuşur; benim gerçek halimi bilselerdi beni asla sevmezlerdi. Bu inanç, ne kadar kalabalık bir çevresi olursa olsun kişinin kendini dünyanın en yalnız insanı gibi hissetmesine neden olur. Maskenin ardında yaşanan bir hayat, derin ve sahici bir bağ kurmayı imkansız kılar.

İyileşme, dikkat bozukluğunun semptomlarını tamamen yok etmek değil, bu semptomları saklama zorunluluğundan vazgeçebilme cesaretini göstermektir. Kendin olma cesareti, zihnin o farklı, dağınık, hızlı ve tutkulu çalışma şeklinin yasını tutmayı bırakıp, onu olduğu gibi kucaklamakla başlar. Bu, maskeyi bir anda ve herkesin önünde fırlatıp atmak anlamına gelmez. Daha çok, maskenin iplerini yavaş yavaş gevşetebileceğiniz, yorulduğunuzda yoruldum diyebileceğiniz, dikkatiniz dağıldığında bunu dürüstçe itiraf edip şefkatli bir gülümsemeyle karşılanabileceğiniz güvenli ilişkiler inşa etmektir.

Otantik bir ilişki, kusursuz görünmek zorunda olmadığınız ilişkidir. Bugün zihnim çok dağınık, sadece sessizce yanında oturmak istiyorum diyebildiğiniz bir eş veya şu an anlattıklarına tam odaklanamıyorum, biraz ara verip sonra konuşalım mı diyebildiğiniz bir arkadaşlık, o ağır zırhı bedenden çıkaran en şifalı ilaçtır. İnsan ancak saklanmaktan vazgeçtiğinde gerçekten görülmeye başlar. Dikkat bozukluğunun tüm o kaosu, enerjisi ve farklılığı, maskenin ardında çürümeyi değil; şefkatli bir göz tarafından olduğu gibi kabul edilmeyi, sevilmeyi ve özgürce yaşanmayı hak eder.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular