Sabahın o daracık zaman diliminde veya kapıdan çıkılmak üzereyken evin koridorlarında bitmek bilmeyen o tanıdık kelime yankılanır: Hadi! Hadi ayakkabını giy, hadi yemeğini bitir, hadi geç kalıyoruz, hadi çabuk ol… Kapının eşiğinde montunu giymiş, elinde anahtarla bekleyen ve saatle yarışan ebeveynin sabrı tükenmek üzeredir. İçerideki çocuk ise o esnada yerde bulduğu bir lego parçasına dalmış, ayakkabısının sadece bir tekini giymiş ve dünyanın geri kalanıyla bağını tamamen koparmış bir halde boşluğa bakmaktadır. Yetişkinin zihni bu durumu büyük bir sorumsuzluk, umursamazlık veya kendisine yapılmış saygısızca bir inatlaşma olarak yorumlar. Ebeveynin sesi giderek yükselir, kelimeler keskinleşir ve o basit kapıdan çıkma eylemi devasa bir sinir harbine dönüşür.
Oysa o koridorda yaşanan şey bir inatlaşma veya tembellik değildir. Dikkat sorunları ile dünyayı algılayan bir çocuğun zihnine şefkatle eğildiğimizde, ortada çok büyük bir ruhsal çarpışma görürüz. Bu, yetişkinin o mekanik, doğrusal ve kaygı dolu zaman algısı ile; çocuğun o uçsuz bucaksız, dağınık ve sadece şimdiki andan ibaret olan kaotik zaman algısının şiddetli çarpışmasıdır.
İki Farklı Zaman Diliminin Acımasız Çarpışması
Yetişkinlerin dünyası saatlerle, hedeflerle ve gelecek kaygısıyla inşa edilmiştir. Bir yetişkin için zaman, sürekli ileriye doğru akan ve kaçırılmaması gereken düz bir çizgidir. Ancak dikkat bozukluğu olan bir çocuğun ruhsal aygıtında zaman kavramı böyle çalışmaz. Çocuğun zihni tamamen şimdiki anın içine hapsolmuştur. Geçmişin tecrübesi veya on dakika sonra yaşanacak olan geç kalma felaketi onun için henüz var olmayan, soyut ve anlamsız kavramlardır. Onun için sadece o an elinde tuttuğu oyuncak, o an duyduğu ses veya zihninde aniden beliren o ilginç düşünce gerçektir.
Ebeveyn içeriden hadi diye bağırdığında, çocuğu kendi o doğrusal, mekanik ve acımasız yetişkin hızına çekmeye çalışır. Çocuğun o darmadağınık, geniş ve akışkan dünyasını, kendi daracık ve kaygılı takvimine sığdırmak için zorlar. Ancak çocuk o hıza yetişemez. Yetişkinin hızı, çocuğun nörolojik ve ruhsal kapasitesinin çok ötesindedir.
Acele Ettirmenin Yarattığı Ruhsal Felç ve Yetersizlik
Ebeveynlerin en büyük yanılgısı, çabuk ol komutunun çocuğu gerçekten hızlandıracağına inanmalarıdır. Oysa dikkat sorunları yaşayan bir çocuğun zihni, o yüksek sesli ve telaşlı komutu duyduğunda hızlanmaz; tam tersine büyük bir tehdit algılayarak tamamen felç olur. Ebeveynin sesindeki o panik, öfke ve tahammülsüzlük, çocuğun sinir sistemine devasa bir tehlike sinyali gönderir.
Çocuk, ebeveyninin o öfkeli aceleciliği karşısında çok karanlık bir mesajı içselleştirir: Benim doğal ritmim yanlış, ben hatalıyım, benim bu yavaş ve dağınık varoluşum annemi ve babamı çileden çıkarıyor. Hadi kelimesi, her söylendiğinde çocuğun ruhuna inen ve onun yetersizliğini yüzüne vuran bir kamçıya dönüşür. O panik anında çocuğun dikkati yapması gereken işten tamamen kopar ve sadece ebeveyninin öfkesinden korunmaya odaklanır. Zihin korkuyla kilitlenir, eller birbirine dolanır, ayakkabının bağcığı bir türlü bağlanamaz hale gelir. Ebeveyn çocuğu hızlandırmaya çalışırken, aslında onun kendi bedenini ve eylemlerini yönetme becerisini o an için tamamen yok etmiştir.
Çocuğun Zamanına Şefkatle Misafir Olmak
Bu yorucu ve tüketici döngüyü kırmanın yolu, çocuğa zaman yönetimini öğretmek için ona daha çok bağırmak veya daha sıkı kurallar koymak değildir. İyileşme, tam tersi bir istikamette, yani ebeveynin bilinçli ve kararlı bir şekilde yavaşlamasıyla başlar.
Kapıdan çıkılamayan o kriz anında ebeveynin kapı eşiğinden komutlar yağdırmayı bırakıp, fiziksel olarak çocuğun yanına, o dağınık odanın içine girmesi gerekir. Çocuğun seviyesine eğilip, onun o an daldığı şeye birkaç saniyeliğine şefkatle bakabilmek, çocuğun o kaotik zaman algısına saygılı bir misafirliktir. Ebeveynin, şu an bu legoya çok daldığını görüyorum, aklın burada kaldı biliyorum, hadi bunu masanın üzerine koyalım ve ayakkabılarımıza gidelim diyerek sakin bir ses tonuyla temas kurması, mucizevi bir etki yaratır.
Bu yaklaşım, çocuğu o daldığı rüya aleminden yaka paça ve zorla söküp almak yerine; ebeveynin kendi güvenli elini o rüyanın içine uzatarak çocuğu usulca gerçekliğe çekmesidir. Ebeveyn kendi kaygısını, geç kalma korkusunu ve yetişkin telaşını kapının dışında bıraktığında, çocuk o devasa paniği hissetmez.
Yavaşlamanın İçindeki Sarsılmaz Kabul
Bir çocuğun hızına yavaşlamak, kuralları esnetmek veya saatlerce onu bekleyerek hayatı felç etmek anlamına gelmez. Yavaşlamak, ebeveynin kendi içsel regülasyonunu sağlayarak o anki anksiyeteyi çocuğa bulaştırmamasıdır. Ebeveyn o kaotik anın içinde derin bir nefes alıp sakin kalabildiğinde, çocuğa dünyadaki en kıymetli ruhsal mesajı verir: Senin dağınıklığın, senin bu telaşlı ve toparlanamayan halin beni yıkmıyor. Ben senin kaosunu kendi şefkatli sakinliğimle taşıyabilirim.
Sürekli yetişkinlerin hızına çekilmeye çalışılan, kendi ritmi reddedilen bir çocuk, dünyayı hep bir adım geriden takip ettiği hissinden ve o derin yetersizlik utancından asla kurtulamaz. Oysa ebeveyni tarafından kendi o yavaş, dalgın ve dağınık zaman diliminde şefkatle ziyaret edilen bir çocuk, anlaşıldığını ve varlığının bütünüyle kabul gördüğünü hisseder. Gerçek hızlanma ve hayata uyum sağlama becerisi, o bitmek bilmeyen panik dolu komutlarla değil; çocuğun kendi doğal ritminin ebeveyni tarafından yargılanmadan, sevgiyle ve kocaman bir sabırla kapsanmasıyla usulca gelişir.





