Geçiş Anlarındaki Büyük Krizler Oyundan Masaya, Evden Okula

Geçiş Anlarındaki Büyük Krizler: Oyundan Masaya, Evden Okula

Saniyeler öncesine kadar halının üzerinde kendi kurduğu oyunun içinde huzurla kaybolmuş, zamanın ve dış dünyanın tamamen silindiği o güvenli alanda nefes alan bir çocuğu düşünün. Ebeveynin kapıdan usulca seslenip yemek hazır, masaya gel veya oyun bitti, okul vakti demesiyle birlikte o dingin oda aniden devasa bir savaş alanına dönüşür. İtirazlar, ağlamalar, havaya fırlatılan oyuncaklar ve yeri döven ayaklar eşliğinde kopan bu fırtına, ebeveynler için anlaşılması en güç anlardan biridir. Dışarıdan bakan bir yetişkin zihni için ortada sadece basit bir eylem değişikliği vardır; bir iş bitmiş ve diğerine geçilmesi gerekiyordur.

Ancak dikkat bozukluğu ile dünyayı algılayan bir zihin için bu geçiş anları asla basit bir mekanik eylem değildir. Zihnin esneklik kapasitesinin en çok zorlandığı bu dakikalar, çocuğun iç dünyasında derin bir kontrol kaybı, ürkütücü bir belirsizlik ve sarsıcı bir ruhsal kopuş yaratır. O kriz anlarında yaşanan şey sadece oyunu bırakma inadı değil; güvende hissedilen bir alandan koparılmanın yarattığı çaresiz bir paniğin bedensel dışavurumudur.

Tümgüçlülük İllüzyonunun Parçalanması

Oyun, çocuğun ruhsal dünyasındaki en kutsal ve dokunulmaz sığınaktır. O alanın içinde çocuk, kuralları tamamen kendisinin koyduğu, gidişatı kendisinin belirlediği ve asla başarısız olmadığı mutlak bir kontrole sahiptir. Gerçek hayatta sürekli komut alan, düzeltilen ve sınırlandırılan çocuk; oyunun içinde tüm bu zayıflıklarından arınarak adeta tümgüçlü bir varlığa dönüşür.

Ebeveynin dışarıdan gelen bitti komutu, çocuğun bu güvenli ve tümgüçlü illüzyonunu aniden, keskin bir bıçak gibi ortadan ikiye yarar. Zaten kendi dikkatini ve dürtülerini yönlendirmekte zorlanan bir ruhsal aygıt, dışarıdan gelen bu ani müdahale ile tamamen sarsılır. Kontrolün aniden kendi ellerinden alınıp o mutlak dış otoriteye, yani yetişkine geçmesi çocukta derin bir çaresizlik hissi uyandırır. İtirazlar ve bağırmalar, aslında kaybedilen o kontrol hissini yeniden ele geçirme ve o güvenli illüzyonda biraz daha kalabilme çabasından başka bir şey değildir.

Mikro Bir Ayrılık Travması Olarak Geçiş

Psikanalitik düzlemde, keyif alınan ve ruhu regüle eden bir nesneden veya durumdan zorla koparılmak her zaman küçük çaplı bir yas süreci başlatır. Çocuğun odaklandığı ve akış halinde olduğu o oyun, o an için onu dış dünyanın kaygılarından koruyan bir bağdır. Bu bağın ebeveynin tek bir cümlesiyle aniden kesilmesi, çocuğun ruhunda mikro bir ayrılık travması yaşatır.

Dikkat sorunları yaşayan çocukların zihni, geçiş yapmak yani bir kanaldan diğerine atlamak konusunda son derece hantaldır. Zihin o anki eyleme bir çapa atmıştır ve o çapayı aniden söküp başka bir yere taşımak muazzam bir ruhsal enerji gerektirir. Çocuk, sevdiği o alandan koparılırken aslında bir kayıp yaşar. Yaşanan o büyük öfke krizi, bu ani kaybın getirdiği acının ve yetişkinin bu acıya karşı duyarsız görünmesine verilen şiddetli bir isyandır.

Yeni Gerçekliğin Getirdiği Kaygı ve Yetersizlik Korkusu

Geçiş anlarında kriz yaratan tek şey bırakılan eylemin güzelliği değildir; aynı zamanda geçilecek olan yeni eylemin yarattığı o karanlık ve boğucu kaygıdır. Oyun bırakıldığında gidilecek olan yer genellikle çocuğun performans sergilemesinin beklendiği, kurallara uymak zorunda olduğu veya otoriteyle yüzleşeceği bir alandır. Yemek masasında uslu oturması istenecek, dersin başında yine odaklanamadığı gerçeğiyle yüzleşecek veya okulda yine eleştirilere maruz kalacaktır.

Çocuk, oyundan masaya geçerken aslında güvenden kaygıya, başarı hissinden yetersizlik korkusuna doğru bir yolculuğa zorlanmaktadır. Masaya gitmeyi reddederek çıkardığı o büyük kriz, aslında yaklaşmakta olan o yetersizlik ve başarısızlık hissini olabildiğince erteleme çabasıdır. Zihin, o güvenli oyunda bir dakika daha fazla kalabilmek için bedeni yere kilitler, kapılara tutunur ve dış dünyanın o talepkâr gerçekliğine adım atmamak için elinden gelen her türlü savunmayı devreye sokar.

İki Dünya Arasında Şefkatli Bir Tampon Bölge Yaratmak

Bu sarsıcı geçiş anlarını bitmek bilmeyen güç savaşları olmaktan çıkarmanın yolu, çocuğu aniden bir dünyadan koparıp diğerine fırlatmamaktan geçer. Çocuğun ruhsal esnekliği, yetişkinin hadi bitti şeklindeki net ve keskin komutunu sindirebilecek kapasitede değildir. İhtiyaç duyulan şey, o iki farklı dünya arasında zihnin yavaşlayıp yön değiştirebileceği, zamanla veya kurallarla değil, doğrudan duyguyla inşa edilmiş şefkatli bir tampon bölge yaratmaktır.

Geçişin yaklaşmakta olduğunu uzaktan bağırarak veya süre tutarak dikte etmek, o an sadece çocuğun kaygısını körükler. Bunun yerine fiziksel olarak çocuğun o anki dünyasına, oyununun yanına ilişmek gerekir. Ebeveynin çocuğun yanına çöküp, onun neyle meşgul olduğunu birkaç saniyeliğine izlemesi ve onunla göz teması kurması, o tümgüçlü alana saygılı bir misafirliktir. Ardından gelen bu oyunu bırakmanın senin için şu an ne kadar zor olduğunu görüyorum, istersen son parçayı birlikte koyalım ve sen hazır hissettiğinde masaya beraber yürüyelim şeklindeki bir yaklaşım; kopuşun tüm o keskin şiddetini alır.

Bu tavır, çocuğa bir eylemi sonlandırmanın kendi varoluşuna yönelik bir tehdit olmadığını hissettirir. Çocuğun ihtiyacı olan şey süre kısıtlamaları değil, o an yaşadığı kaybın ebeveyni tarafından görülmesi ve onaylanmasıdır. Eline o an oynadığı küçük bir oyuncağı alıp masaya kadar getirmesine izin vermek bile, eski dünyanın güvenini yeni dünyanın kaygısına taşımak için harika bir köprü işlevi görür. Geçiş anları, zihnin en çok dağıldığı ve kaybolduğu anlardır. Ebeveynin görevi o anlarda elinde kronometreyle bekleyen bir kural koyucu olmak değil, iki dünya arasında asılı kalan çocuğun elinden şefkatle tutup ona güvenli yolu gösterebilmektir.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular