Dikkat Problemi (DEHB) ve Bağlanma Stilleri Arasındaki Derin Bağ

Dikkat Problemi (DEHB) ve Bağlanma Stilleri Arasındaki Derin Bağ

Klinik dünyada dikkat problemi genellikle nörolojik bir farklılık olarak görülür. Beynin ön lobundaki kimyasal bir dengesizlik veya genetik miras gibi tanımlanır. İnsan zihni sadece kimyasallardan ibaret mekanik bir yapı değildir. Zihin ilişkiler içinde doğar. Ötekinin bakışında şekillenir ve sevgiyle büyür. Dikkat sadece bir ödeve odaklanabilme becerisi değildir. Zihnin dış dünyaya güvenle demir atabilme kapasitesidir. Bir konunun içinde kaybolmaktan korkmama becerisidir. Dünyayı güvenli bir yer olarak algılayabilme gücüdür. Zihin sürekli tetikteyse orada sadece bilişsel bir eksiklik aramak resmi eksik okumaktır. O hareketli zihnin altında erken dönem ilişkilerinin çığlığı yatar. Kişinin dünyayla nasıl bağ kurduğu dikkatini nasıl vereceğini doğrudan belirler.

 Erken Dönem Bakım Veren İlişkilerinin Dikkat Üzerindeki Rolü

Bir bebeğin zihni dünyaya geldiğinde çok dağınıktır. Bebek bu devasa uyaran yağmuru içinde neye odaklanacağını bilemez. Dikkatin toparlanması ilk bakım verenle kurulan ilişkinin kalitesine bağlıdır. Bakım veren kişi bebeğin dağılan zihnini kendi şefkatli zihninde toplar. Sonra bu dinginliği ona geri verir. Bebek bir oyuncağa bakarken annesi de onunla bakar. Bu ortak dikkat bebeğe oranın güvenli olduğu mesajını verir. Ancak bakım veren figür depresif veya tutarsız olabilir. Bu durumda çocuğun ruhsal dünyasında devasa bir boşluk oluşur. Çocuk o güvenli limanı bulamaz. Dikkatini tek bir konuya veya içsel bir dinginliğe veremez. Zihin bu güvensizlikle başa çıkabilmek için sürekli çevreyi tarar. Tehlikeleri kollar veya aşırı hareketliliğe sığınır. Kronik dikkat problemi bazen o hiç bulunamamış güvenli kucağın ömür boyu süren arayışıdır.

Dikkat Problemi Belirtileri mi Yoksa Kaygılı Bağlanma mı?

Bugün kliniklerde dikkat problemi teşhisi alan birçok birey vardır. Bu kişilerin arka planında aslında şiddetli bir kaygılı bağlanma öyküsü yatar. Bu iki tablo dışarıdan bakıldığında birbirine çok benzer. Aradaki ince çizgiyi ayırt etmek oldukça zordur. Kaygılı bağlanan kişi iç dünyasında sürekli terk edilme korkusu taşır. Onaylanmama veya sevilmeme kaygısı beynin alarm sistemini sürekli açık tutar. Kişi birilerinin ona kızıp kızmadığını düşünmekten yorulur. Çevresindekilerin bakışlarına veya partnerinin geç cevap vermesine takılır. Bu devasa sorularla meşgul olan bir zihin önündeki işe odaklanamaz. Bilişsel enerji tamamen ilişkiyi güvende tutma çabasına harcanır. Asıl yapılması gereken işe zihinsel bir alan kalmaz. Kişi dışarıdan dalgın ve dikkatsiz görünür. Aslında onun dikkati yok olmamıştır. Sadece hayatta kalabilmek adına tamamen o ilişkisel tehditlere kilitlenmiştir.

 Kaçıngan Bağlanma ve Dürtüsellik Ekseni

Dikkat probleminin en sarsıcı ayaklarından biri dürtüselliktir. Bu durum psikanalitik düzlemde kaçıngan bağlanma dinamikleriyle çok paraleldir. Kaçıngan bağlanan bireylerin duygusal ihtiyaçları erken dönemde duyulmamıştır. Bu yüzden yakınlıktan ve derin bağlar kurmaktan çok korkarlar. Kendi içsel dünyalarındaki o acı veren boşlukla yüzleşmek istemezler. Bu noktada dürtüsellik çok güçlü bir savunma mekanizmasına dönüşür. Kişi o kadar hızlı hareket eder ve o kadar çabuk karar alır ki içindeki yalnızlık hissi ona yetişemez. Hız acıyı hissetmemek için kullanılan bir anestezidir. Bir şeyin üzerinde uzun süre durmak kişiyi kendi iç dünyasıyla yüz yüze bırakır. Bu yüzden kaçıngan bağlanan zihin durmaktan kaçar. Sürekli hareket halinde olmayı ve sözleri bölmeyi seçer. Onların aşırı hareketliliği kendi kırılganlıklarından kaçışlarının bedensel bir provasıdır.

Yetişkin İlişkilerinde Bağlanma ve Dikkat Sorunları

Çocuklukta atılan bu tohumlar yetişkinlikte romantik ilişkilere doğrudan yansır. Odaklanma güçlüğü çeken bir bireyin ilişkisi genellikle yanlış anlaşılmaların savaş alanına döner. Partneri tarafından dinlememekle veya unutkanlıkla suçlanan kişi büyük bir yetersizlik döngüsüne girer. Bağlanma penceresinden baktığımızda bu unutkanlıkların bilinçdışı bir anlamı vardır. Kişi kaçıngan bir bağlanma yapısına sahip olabilir. Partnerinin talep ettiği duygusal yakınlık ona boğucu bir his verebilir. Zihin kendini korumak için otomatik olarak kapanır. O dalgınlık karşısındaki insanı sevmemekten kaynaklanmaz. Yakınlığın getirdiği devasa kaygıyı yönetememekten kaynaklanan bir tür kopuş anıdır. Dikkat problemi ilişkide araya görünmez bir mesafe koymanın en masum görünen yoludur.

Güvenli Bir Terapötik Ortamın Bağlanmaya ve Dikkate Etkisi

İç dünyadaki bu derin dağılma sadece haplarla veya zaman yönetimi teknikleriyle çözülemez. Güvensiz ilişkilerin içinde parçalanan zihin ancak güvenli bir ilişkinin içinde yeniden toparlanabilir. Şefkatli bir psikoterapi sürecinin en büyük iyileştirici gücü burada yatar. Terapi odası kişinin çocukluğunda bulamadığı o kapsayıcı ve güvenli limandır. Karşısında onu sürekli düzeltmeyen bir terapist bulmak iyileştiricidir. Onun hızına tahammül edebilen ve hareketliliğin altındaki acıyı anlayan biri zihni yatıştırır. Kişi orada zarar görmeyeceğini ve anlaşıldığını hissettikçe alarm sistemi susmaya başlar. Kaygı merkezi yatıştıkça beynin odaklanma ve planlama bölgesi yeniden devreye girer. Yıllarca dikkat problemi olarak etiketlenen tablo kendiliğinden sönümlenmeye başlar. Kişi duygularıyla temas etmeyi ve güvenle bağlanmayı öğrendikçe odaklanma gücünü geri kazanır. Güvende hisseden bir zihnin kaçmaya veya her şeye aynı anda dikkat kesilmeye ihtiyacı kalmaz. O zihin artık olduğu yerde sakince ve huzurla durabilir.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular