Hayal Dünyasına Kaçış Gerçekliğin Yükünden Kurtulmak

Hayal Dünyasına Kaçış: Gerçekliğin Yükünden Kurtulmak

Sınıfın arka sıralarında camdan dışarı dalıp giden, masanın başında test çözerken kalemi elinde unutup gözleri boşluğa kilitlenen, bedeni odanın içinde ama ruhu bambaşka diyarlarda gezen o çocuğu hepimiz tanırız. Seslendiğinizde sizi duymaz, ancak omzuna dokunduğunuzda veya sesinizi yükselttiğinizde irkilerek o anın gerçekliğine geri döner. Bu tablo, ebeveynler ve öğretmenler tarafından genellikle basit bir dinlememe, umursamama veya derse odaklanamama sorunu olarak yorumlanır. Çocuğun tembel olduğu, bilerek dersten koptuğu veya saygısızlık yaptığı düşünülür.

Oysa o çocuğun zihninin içine şefkatli bir pencereden bakabilseydik, orada bir tembellik veya isyan değil, hayatta kalmaya çalışan yorgun bir ruhun çaresiz kaçışını görürdük. Dikkat bozukluğu ile yaşayan bir çocuk için uzaklara dalmak, basit bir dikkat eksikliği değildir. Bu eylem, dış dünyanın yorucu beklentilerinden, bitmek bilmeyen kurallardan ve ağır başarısızlık hissinden kaçarak, zihnin kendi kurduğu o güvenli fantezi dünyasına sığınma çabasıdır.

Gerçek Dünyanın Dayanılmaz Ağırlığı

Bir çocuğun neden gerçeklikten kaçıp hayal dünyasına sığındığını anlamak için öncelikle o çocuğun gerçek dünyasının ne kadar ağır ve yorucu olduğunu kavramamız gerekir. Dikkat bozukluğu ile dünyayı algılayan bir zihin, günün ilk ışıklarından itibaren bitmek bilmeyen bir uyarı, düzeltme ve eleştiri yağmuruna tutulur. Çorabını giy, yemeğini hızlı ye, servisi kaçıracaksın, sıranda düzgün otur, arkadaşının sözünü kesme, ödevine odaklan, eşyalarını kaybetme…

Sıradan bir insan için basit birer hatırlatma olan bu cümleler, dikkat sorunları yaşayan bir çocuğun ruhsal aygıtında her saniye çalan acil durum alarmları gibidir. Dış dünya, ondan sürekli olarak kendi doğasına aykırı davranmasını, içindeki o coşkulu enerjiyi bastırmasını ve asla hata yapmamasını talep eder. Ne kadar çabalarsa çabalasın, günün sonunda muhakkak bir şeyi unutur, bir soruyu yanlış okur veya bir kuralı ihlal eder. Bu bitmek bilmeyen tökezlemeler, çocuğun benliğinde devasa bir yetersizlik ve utanç duygusu yaratır. Dışarıdaki o katı, hızlı ve yargılayıcı dünya, çocuk için artık içinde güvenle var olabileceği bir yer olmaktan çıkar. Gerçeklik, sürekli başarısız olduğu ve sevilmeye layık olmadığını hissettiği acımasız bir savaş alanına dönüşür.

Güvenli Bir Sığınak Olarak Fantezi Dünyası

İnsan ruhu, katlanamayacağı kadar büyük bir acı veya yetersizlik hissiyle karşılaştığında o acıyı yok saymak ve hayatta kalmak için muazzam savunma mekanizmaları üretir. Gerçek dünyanın beklentileri altında ezilen ve sürekli eleştirilen çocuk, çareyi kendi zihninin derinliklerinde yepyeni ve kusursuz bir dünya inşa etmekte bulur.

Derste öğretmenin anlattığı o karmaşık konuyu anlayamadığında hissettiği o yakıcı aptallık ve utanç duygusuyla yüzleşmektense, zihin aniden şartelleri indirir. O an dikkat dağılmaz; aslında dikkat, çocuğun kendi iradesiyle ve çok güçlü bir şekilde iç dünyasına, o güvenli fanteziye yönlendirilir. Orası, çocuğun kurallarını tamamen kendisinin belirlediği, kimsenin onu yargılamadığı, bağırmadığı ve düzeltmediği dokunulmaz bir sığınaktır.

Bu sığınağın içinde çocuk asla başarısız olmaz. Çoğu zaman o hayallerin içinde kusursuz bir futbol maçının son dakikasında galibiyet golünü atan ve tribünler tarafından ayakta alkışlanan bir kahramandır. Bazen kendi yarattığı bir oyun evreninde yenilmez bir karakterdir. Bazen de sadece kimsenin ondan hiçbir şey beklemediği, sessiz ve huzurlu bir boşlukta süzülür. Hayal kurmak, dışarıda sürekli kanayan o özgüven yarasını içeride kendi kendine tedavi etme, ruhsal bir pansuman yapma girişimidir. Çocuk, gerçek dünyada bulamadığı o yeterlilik, kontrol ve onaylanma hissini kendi zihninin sonsuz yaratıcılığında var eder.

Kontrol Kaybı ve Tümgüçlülük İhtiyacı

Dikkat bozukluğu olan çocukların hayatındaki en büyük eksikliklerden biri kontrol hissidir. Neyi, ne zaman, nasıl yapacakları sürekli olarak yetişkinler tarafından belirlenir. Kendi dürtülerini, zamanını ve duygularını bile yönetmekte zorlanan bu çocuklar, hayatın direksiyonunda kendilerinin değil, her zaman başka bir otoritenin oturduğunu hissederler. Bu mutlak kontrolsüzlük hali çok korkutucudur.

Hayal dünyasına kaçmak, ruhsal anlamda tümgüçlülük ihtiyacının karşılanmasıdır. Fantezi dünyasında çocuk her şeye kadirdir. Senaryoyu o yazar, karakterleri o yönetir, zamanı o durdurur veya hızlandırır. Sınıfta sırasında otururken hissettiği o çaresiz ve küçük çocuk olmaktan çıkar; kendi dünyasının mutlak hakimi olur. Bu yüzden çocuk o hayallerin içine daldığında yüzünde genellikle hafif bir tebessüm, bedeninde ise derin bir gevşeme görülür. Kaslarındaki o kronik gerginlik kaybolur. Çünkü zihin, o an için dünyadaki tüm tehlikelerin dışarıda kaldığına ve tamamen güvende olduğuna inanmıştır.

Koparılan Bağlar ve Geri Dönüşün Acısı

Bu derin ve iyileştirici fantezi dünyasının en trajik yanı, er ya da geç dışarıdan gelen sert bir müdahaleyle parçalanmak zorunda olmasıdır. Öğretmenin tahtaya vurarak ismini seslenmesi veya ebeveynin ödevin başında daldığını fark edip yine koptun, buraya bak diye bağırması, o güvenli sığınağın bir saniyede yıkılması anlamına gelir.

Çocuk irkilerek gerçekliğe döndüğünde hissettiği şey sadece bir şaşkınlık değildir. O an, çok acı verici bir düşüş yaşar. Kahraman olduğu, alkışlandığı veya huzur bulduğu o güvenli dünyadan aniden koparılır ve yeniden başarısız, eksik ve eleştirilen o sıradan çocuğun bedenine zorla geri sokulur. Dışarıdan bağırarak onu o anın içine çeken yetişkine karşı büyük bir öfke duyar. Çünkü o ses, ona sadece derse dönmesini söylememekte, aynı zamanda ona ne kadar yetersiz olduğunu yeniden hatırlatmaktadır. Ebeveynlerin çocuklarına daldıkları anlarda seslendiklerinde aldıkları o asabi ve tahammülsüz tepkilerin kökeninde tam olarak bu sığınağın yıkılmasının verdiği derin acı yatar.

O Dünyadan Gerçekliğe Şefkatli Bir Köprü Kurmak

Çocuğun sürekli hayal dünyasına kaçmasını engellemenin yolu, ona daha yüksek sesle bağırmak, onu tembellikle suçlamak veya daldığı anlarda onu cezalandırmak değildir. Zaten onu o hayal dünyasına iten şey, gerçekliğin bu sert ve acımasız yüzüdür. Gerçekliği daha da korkutucu hale getirmek, çocuğun daha derinlere saklanmasına neden olmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin yapması gereken en kıymetli şey, o fantezi dünyası ile gerçeklik arasında yıkıcı bir duvar değil, şefkatli bir köprü kurabilmektir. Çocuğun daldığını fark ettiğinizde onu suçlayıcı bir dille sarsmak yerine, yanına usulca yaklaşıp sadece fiziksel bir temas kurmak, omzuna yumuşakça dokunmak onun o dünyadan çok daha güvenli ve yumuşak bir şekilde çıkmasını sağlar.

Daha da önemlisi, çocuğun o hayal dünyasında ne aradığını anlamaya çalışmaktır. O fantezilerde çocuk güçlü, başarılı ve onaylanan bir kimlik arıyorsa, ebeveynin görevi gerçek dünyada bu duyguları yaşayabileceği küçük alanlar yaratmaktır. Gün içinde sadece eksiklerini değil, başardığı en küçük şeyleri bile coşkuyla takdir etmek, onun gerçek dünyadaki özgüven kuyusunu damla damla doldurur.

Gerçek dünya, dikkat bozukluğu olan bir çocuk için hiçbir zaman o hayallerindeki kadar kusursuz ve pürüzsüz olmayacaktır. Ancak evdeki gerçeklik; hataların cezalandırılmadığı, çocuğun dağınık ve coşkulu doğasının sevgiyle kapsandığı şefkatli bir yuvaya dönüştüğünde, çocuk o uzak fantezi diyarlarına kaçma ihtiyacını giderek daha az hissedecektir. Çünkü bir çocuğun en büyük arzusu hayallerde kahraman olmak değil, kendi gerçek evinde, olduğu o kusurlu haliyle bile ebeveyninin gözlerindeki o sıcak ve koşulsuz sevginin kahramanı olabilmektir. Gerçeklik şefkatle sarmalandığında, zihin artık kaçacak bir yer aramaz; sadece güvenle olduğu yere demir atar.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular