Kadınlarda Dikkat Problemi (DEHB) Neden Gözden Kaçıyor

Kadınlarda Dikkat Problemi (DEHB) Neden Gözden Kaçıyor?

Toplumda dikkat problemi veya hiperaktivite denildiğinde, akla genellikle yerinde duramayan, sıraların üzerinde gezinen ve sınıfın düzenini bozan hareketli erkek çocukları gelir. Oysa bu durumun kadınlardaki görünümü, dışarıdan izlenen gürültülü bir hareketlilikten ziyade, iç dünyada kopan sessiz ve yıpratıcı bir fırtınadır. Klinik tabloda bu duruma Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (DEHB) adı verilse de kadınların ve kız çocuklarının yaşadığı bu derin içsel savrulma genellikle hiperaktivite ile değil; dalgınlık, unutkanlık ve derin bir odaklanma güçlüğü ile kendini gösterir. Bu sessiz çırpınış hali, kadınların hayatlarının çok büyük bir bölümünde anlaşılamamalarına ve kendi içlerinde derin bir yetersizlik hissiyle baş başa kalmalarına neden olur.

Kız Çocuklarında İçe Dönük Belirtiler ve Sessiz Çığlıklar

Erkek çocuklarında zihinsel karmaşa genellikle dışa dönük, hareketli ve sınırları zorlayan yıkıcı davranışlarla kendini gösterdiği için, sorunun bir yetişkin tarafından fark edilmesi ve müdahale edilmesi çok daha kolaydır. Ancak kız çocuklarında bu durum genellikle sırasından hiç kalkmayan, sessizce camdan dışarıyı izleyen ve kendi hayal dünyasına dalan bir çocuğun o görünmez dalgınlığıdır. Zihin sürekli başka uyaranlara kaydığı için odaklanma güçlüğü, düzensizlik ve eşya kaybetme gibi belirtiler yaşanır. Ancak bu belirtiler çevreye zarar vermediği veya sınıf düzenini bozmadığı için genellikle kendi halinde, uysal ama biraz dalgın bir çocuk etiketiyle geçiştirilir ve o içsel karmaşa tamamen gözden kaçar.

Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Teşhis Uçurumu

Toplumun kız çocuklarından beklentileri ile erkek çocuklarından beklentileri arasındaki keskin farklar, bu durumun adının konmasını yıllarca geciktirir. Dağınık, unutkan veya hareketli bir erkek çocuğu erkek adamdır, yapar denilerek tolere edilebilir. Fakat aynı durumdaki bir kız çocuğundan her zaman düzenli, planlı, uslu ve toparlayıcı olması beklenir. Bu beklentileri karşılayamayan kız çocuğu ise klinik bir destek almak yerine tembel, pasaklı veya sorumsuz olmakla suçlanır. Klinik gözlemler ve veriler de bu acı tabloyu doğrulamaktadır; erkek çocuklarında bu içsel karmaşanın fark edilip doğru adlandırılması genellikle 11 ile 22 yaşları arasında gerçekleşirken, kadınlarda bu uyanış ve şefkatli bir destek bulma süreci maalesef 16 ile 28 yaşlarına kadar, yani hayatın çok büyük bir bölümü o kaygıyla geçtikten sonra gerçekleşmektedir.

Maskeleme (Masking) Davranışı ve Görünmez Tükenmişlik

Kadınların bu süreçte en çok başvurduğu ve onları en çok tüketen savunma mekanizması şüphesiz maskeleme davranışıdır. Kadınlar, çevrelerindeki insanların beklentilerine uymak, “normal” görünmek ve dışlanmamak için içlerindeki o devasa odaklanma zorluğunu ve kaosu büyük bir çabayla gizlemeyi öğrenirler. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda, düzenli ve başarılı görünebilir. Ancak bu uyumlu görüntüyü korumak kadının tüm bilişsel ve ruhsal enerjisini emer. Birçok kadın semptomlarını kendi içinde bastırarak bu durumla başa çıkmayı öğrenir. Fakat bu kusursuz maskenin bedeli, günün sonunda omuzlara çöken devasa bir tükenmişlik hissi, açıklanamayan bir yorgunluk ve kimsenin beni gerçekten tanımadığı inancıdır.

 Hormonal Dalgalanmaların İçsel Ritme Etkisi

Kadınların iç dünyasındaki bu odaklanma sorunu, sadece çevresel faktörlerle değil, aynı zamanda kadın bedeninin o döngüsel ve karmaşık biyolojisiyle de doğrudan bağlantılıdır. Ergenlik döneminde başlayan, her ay yaşanan adet döngüleriyle devam eden ve menopozla bambaşka bir boyuta taşınan östrojen ve progesteron dalgalanmaları, zihnin odaklanma kapasitesini doğrudan etkiler. Özellikle hormon seviyelerinin düştüğü dönemlerde zihni toparlamak, plan yapmak veya duyguları düzenlemek kadınlar için çok daha zorlayıcı bir hale gelir. Bu biyolojik ritim, var olan dikkat problemini zaman zaman yönetilemez bir boyuta taşıyabilir.

Yetişkinlikte Gelen Farkındalık ve Eşlik Eden Ruhsal Yükler

Yıllarca anlaşılamayan, sürekli eleştirilen ve kendini maskelemek zorunda kalan kadınlar, yetişkinliğe adım attıklarında genellikle bu yükü tek başlarına taşıyamaz hale gelirler. Bu durumun zamanında kapsanmamış olması, kadınlarda düşük özgüvene ve kendilerine yönelik derin bir öfkeye dönüşür. Kadınların bu içsel dağılma hali nedeniyle, erkeklere kıyasla sadece dikkat problemiyle değil; aynı zamanda bu soruna eşlik eden yoğun kaygı bozuklukları, derin bir depresyon ve tükenmişlik sendromu gibi başka ruh sağlığı sorunlarıyla da mücadele etme riskleri çok daha yüksektir. Yetişkinlikte gelen o farkındalık ve ben tembel veya yetersiz değilmişim, sadece zihnim farklı çalışıyormuş aydınlanması, yıllarca çekilen o acıların anlamlandırılmasını ve şefkatli bir iyileşme sürecinin nihayet başlamasını sağlar.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular