Büyümek İstemeyen Çocuk Sorumluluklardan Geri Çekilme

Büyümek İstemeyen Çocuk: Sorumluluklardan Geri Çekilme

Ayakkabısını aylardır kendi başına giyebilen yedi yaşındaki bir çocuğun, bir sabah aniden kollarını iki yana bırakarak “Ben giyemiyorum, sen giydir” diye ağlamaya başlaması; veya okul çantasını hazırlayabilecek fiziksel ve zihinsel olgunluğa sahip bir çocuğun bebeksi bir ses tonuyla her adımda anne babasından yardım talep etmesi… Evin içinde sergilenen bu çaresizlik sahneleri, yorgun bir ebeveynin sabrını en çok zorlayan anlardan biridir. Yetişkin zihni, çocuğun bu davranışını anında “tembellik”, “ilgi çekme çabası” veya “kurnazca bir manipülasyon” olarak etiketler. Ebeveynin ağzından o haklı ama çocuk için son derece ürkütücü olan cümle dökülüverir: “Kocaman çocuk oldun, bebek gibi davranmayı bırak ve kendi işini kendin yap!”

Oysa dikkat sorunları ile yaşamaya, zihninin içindeki o durmak bilmeyen hızla baş etmeye çalışan bir çocuğun dünyasına psikanalitik bir mercekle yaklaştığımızda, ortada kurnazca bir tembellik bulamayız. Çocuğun sergilediği o bebeksi tavırlar ve bitmek bilmeyen yardım talepleri; aslında büyümekten, omuzlarına binen o ağır sorumluluklardan ve dış dünyanın ezici beklentilerinden ölesiye korkan çaresiz bir zihnin “gerileme” (regresyon) savunmasıdır.

Regresyon: Korkutan Gelecekten Güvenli Geçmişe Kaçış

İnsan ruhu, kapasitesini aşan devasa bir kaygı veya tehditle karşılaştığında, hayatta kalabilmek için en bildiği, en güvende hissettiği yere, yani geçmişe doğru çekilir. Psikanalizde regresyon olarak adlandırılan bu savunma mekanizması, çocuğun baş edemediği bir mevcut durum karşısında daha erken, daha az talepkar ve bakım verenine tam bağımlı olduğu bir gelişim evresine geri dönmesidir.

Dikkat bozukluğu olan bir çocuk için büyümek; daha çok ödev, daha çok kural, daha uzun süre odaklanma zorunluluğu ve zamanı kendi başına yönetme mecburiyeti demektir. Ancak çocuğun ruhsal aygıtı, bu beklentileri karşılayacak fren mekanizmalarından ve planlama becerilerinden yoksundur. Çocuk, büyüdükçe kendisinden istenen şeylerin kendi kapasitesini aştığını çok acı bir şekilde fark eder. Mevcut yaşı, onun için sürekli başarısız olduğu, eleştirildiği ve yetersiz hissettiği mayınlı bir arazidir. Bu yüzden zihin, o mayınlı arazide yürümeyi reddeder ve feryat eder: “Ben bu yaşın gerekliliklerini yapamıyorum, beni yargılamadığınız ve her şeyimi sizin hallettiğiniz o bebeklik günlerine geri dönmek istiyorum.” Bebeksi ses tonları veya “yapamıyorum” ağlamaları, aslında çocuğun o güvenli limana demir atma çabasıdır.

Büyümenin Dehşeti ve Garantili Başarısızlık Korkusu

Her sağlıklı gelişim sürecinde çocuk özerkleşmek, kendi ayakları üzerinde durmak ve dünyayı kendi başına keşfetmek ister. Ancak dikkat sorunları yaşayan bir zihin için “özerklik”, özgürlükten ziyade mutlak bir dehşet anlamına gelir. Çünkü kendi hayatının direksiyonuna geçmek demek, o hayatı yönetecek içsel bir organizasyona sahip olmayı gerektirir. Sürekli unutan, dağılan ve dürtülerine yenilen bir çocuk, kendi içsel organizasyonunun kusurlu olduğunu derinden hisseder.

Çocuğun iç dünyasındaki denklem çok karanlıktır: “Eğer büyürsem ve işlerimi kendi başıma yapmaya kalkarsam, kesinlikle hata yapacağım. Eşyalarımı kaybedeceğim, ödevimi unutacağım ve günün sonunda yine annemle babamın gözündeki o hayal kırıklığını göreceğim.” Büyümek, bu çocuklar için potansiyel bir başarı değil, “garantili bir başarısızlık” ve dolayısıyla sevgiyi kaybetme riskidir. Çocuk, kendi yetersizlik utancıyla yüzleşmemek için büyümeyi tamamen reddeder. Sorumluluk almaktan kaçınmak, aslında başarısızlık ihtimalini daha başlamadan yok etme girişimidir.

Çaresizliği Sahnelemek: Dış Dünyadan Ödünç Alınan İrade

Çocuğun kendi başına yapabileceği basit bir işi bile ebeveynine yaptırmaya çalışması, sadece fiziksel bir yardım talebi değildir. Dikkat sorunları olan çocuk, kendi dürtülerini ve dikkatini yönlendirecek “içsel bir ebeveyne”, yani sağlam bir ruhsal iradeye sahip olmadığını hisseder. Kendi iradesi o kadar zayıf ve dağınıktır ki, hayatta kalabilmek için ebeveyninin iradesini ödünç almak zorunda kalır.

“Benim yerime sen yap” cümlesi, aslında “Benim zihnim bu eylemi planlayıp sonlandıracak kadar güçlü değil, lütfen benim yerime sen düşün, benim yerime sen eyleme geç ve benim dağılan parçalarımı sen toparla” demenin en ilkel yoludur. Çocuk, ebeveynini kendisine hizmet eden bir konumda tutarak, aslında kendi ruhsal eksikliğini dışarıdan bir yamayla, yani ebeveyninin varlığıyla kapatmaya çalışır. Ebeveyn o işi yaptığında, çocuk sadece giyinmiş veya çantasını hazırlamış olmaz; aynı zamanda dünyada hala tutunabileceği sağlam ve sarsılmaz bir dayanağı olduğunu hissederek ruhsal bir bütünlük yaşar.

“Kocaman Oldun” Kamçısı ve Artan İzolasyon

Ebeveynlerin bu bebeksi talepler karşısında paniğe kapılması ve çocuğu zorla bağımsızlaştırmaya çalışması, krizin daha da derinleşmesine neden olur. “Sen artık kocaman oldun, bebek değilsin!” şeklindeki uyarılar, ebeveynin zihninde çocuğu motive edecek bir cesaretlendirme gibi görünse de; çocuğun ruhsal alıcılarında bu cümle bir terk ediliş tehdidi olarak yankılanır.

Çocuk bu cümleyi, “Sen büyüdüğün için artık sana yardım etmeyeceğim, o korktuğun dünyayla ve kendi yetersizliğinle tek başına savaşmak zorundasın” şeklinde çevirir. Kendini zaten eksik ve savunmasız hisseden çocuk, yetişkinin onu bu şekilde itmesiyle daha büyük bir dehşete kapılır. Zihin, bu terk edilme kaygısına karşı savunmasını daha da sertleştirir ve çocuk eskisinden çok daha beceriksiz, çok daha muhtaç ve çok daha yapışkan bir hale gelir. Çocuğu zorla iterek büyütmeye çalışmak, onun uçurumun kenarına daha sıkı tutunmasına ve tırnaklarını kanatmasına neden olmaktan başka bir işe yaramaz.

Büyümeyi Güvenli Kılmak: Şefkatli Bir Arka Bahçe Sunmak

Büyümek istemeyen, sorumluluklardan çaresizce geri çekilen bir çocuğu kendi ayakları üzerinde durmaya davet etmenin yolu, onu bir anda derin sulara fırlatmak veya taleplerini öfkeyle reddetmek değildir. Gerçek özerklik, ancak mutlak bir güvenin ve şefkatli bir bağımlılığın içinden usulca yeşerebilir.

Çocuk “ben yapamıyorum, sen yap” diye ağladığında; ebeveynin o anki derin yetersizlik korkusunu görmesi ve sağ beyinden sağ beyine o sarsılmaz köprüyü kurması gerekir. “Biliyorum, bazen kendi başına yapmak çok yorucu ve korkutucu hissettiriyor. Büyümek ve bu kadar çok şeyi aklında tutmak zorunda olmak gerçekten zor…” diyerek çocuğun hissettiği o dehşeti yargısızca isimlendirmek, ruhsal bir merhemdir. Ebeveynin, “Büyüsen de, kendi işini kendin yapabilsen de ben hep burada, tam arkanda olacağım; benden yardım istemene her zaman hakkın var” mesajını vermesi, çocuğun zihnindeki o “büyürsem sevgiyi kaybederim” illüzyonunu paramparça eder.

Çocuğun elinden tutup o işi birlikte yapmaya başlamak, iradeyi yavaş yavaş ona devretmek ve bunu yaparken onunla şefkatle temas etmek. Büyümek ancak sevginin şarta bağlanmadığı, başarısızlıkların şefkatle kapsandığı bir evde güvenli hale gelir. Kendi hızı ve korkuları yargılanmadan kabul gören bir çocuk, sığındığı o bebeklik limanından usulca ayrılacak ve kendi hayatının dümenine geçecek cesareti, yine ebeveyninin o sıcak bakışlarının içinde bulacaktır.

İlk yorumu bırak

Benzer Konular